düşmek

Vikisözlük sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Disambig.svg Ayrıca bakınız: deşmek

Türkçe[düzenle]

Söyleniş[düzenle]

  • IPA: dyʃˈmec
  • Heceleme: düş·mek

Köken[düzenle]

Eski Türkçe düş + -mek, düşme + -k

Eylem[düzenle]

düşmek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi düşer)

  1. kütle çekiminin tesiriyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
    Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor. - R. N. Güntekin
  2. durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini kaybederek yukarıdan aşağıya inmek
    Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım. - S. F. Abasıyanık
  3. yere devrilmek/serilmek
    Çocuk koşarken yere düştü.
  4. (havacılık) hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
    Brighton'da 2015'teki uçak gösterisinde uçaklardan bir yol üstüne düştü, yedi kişi öldü.
  5. vücuda bol gelen elbisenin aşağı kayması
  6. yağmak
    Dağlara kar düştü.
  7. değmek, rastlamak, vurmak
    İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu. - Ö. Seyfettin
  8. vakti gelmeden ölü doğmak
    O kargaşada başlayan sancılardan sonra Ayşe'nin çocuğu düştü, kendisi de üzüntüden mahvoldu.
  9. atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
    Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş.
  10. eksilmek
    Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü. - N. Cumalı
  11. aşırı ilgi veya sevgi göstermek
    Sen bu işin üstüne çok düştün.
  12. uğramak, kapılmak
    Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler. - A. Gündüz
  13. yakışmak, uygun gelmek
    Bu resim buraya iyi düştü.
  14. yakışık almak
    Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır. - İ. Özel
  15. ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
    Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar. - H. Taner
  16. bulunmak
    Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi. - N. Cumalı
  17. biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak
    O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü. - R. N. Güntekin
  18. bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
    1 Mirastan ona bu ev düştü.
  19. kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
    Bu yaşta mahkemelere düşmek - S. F. Abasıyanık
  20. işbaşından uzaklaşmak
    Kabine düştü.
  21. hızı, gücü, değeri azalmak
    Arabanın hızı düştü.
    Paranın değeri düştü.
  22. ateş, basınç, ısı v.s. eksilmek, azalmak
    İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi. - R. N. Güntekin
  23. düşkünleşmek
    Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş. - R. N. Güntekin
  24. bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
    Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm. - H. Taner
  25. belirli zamana rastlamak
    Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer. - M. Ş. Esendal
  26. fırsat çıkmak
    Bir kelepir düştü.
  27. olmak, olumsuz bir duruma girmek
    Esir düşen askerleri o saldırıyla kurtarabildilir.
    Şehit düşen 13 askerimizi bugün toprağa verdik.
    Yorgun düşünce yürürken ayağını burktu, şimdi topallıyor.
    Hastalıktan sonra zayıf düşmüştü.
  28. savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
    Medine'nin düştüğünü söylemek istedim. - F. R. Atay
  29. bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil
    Bana elinde silâh: "Önüme düş"" diye emredince uymak zorunda kaldım.
  30. bayağılaşmak
  31. kötü yola girmek
    Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz. - M. And
  32. alışmak, müptela olmak
  33. (mühendislik) telefon, sanal ağ v.s. alanlarda bağlantı kurmak

Çekimleme[düzenle]

Karşıt anlamlılar[düzenle]

Deyimler[düzenle]

Çeviriler[düzenle]

Kaynakça[düzenle]