kalmak

Vikisözlük sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Disambig.svg Başka anlamlar veya farklı yazılışlar için bakınız: almak, kılmak

Türkçe[düzenle]

Köken[düzenle]

Türkçe: kalma + -k

Kaynakça[düzenle]

Eylem[düzenle]

kalmak -ır

[1] olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
[2] zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
[3] konaklamak, konmak
[4] oturmak, yaşamak, eğleşmek
[5] eğleşmek
[6] hayatını sürdürmek, yaşamak
[7] varlığını korumak, sürdürmek
[8] oyalanmak, vakit geçirmek
[9] sınıf geçememek
[10] işlemez, yürümez duruma gelmek
[11] ileriye atılmak, ertelenmek
[12] bir şeyle kaplanmak
[13] bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek
[14] miras olarak geçmek
[15] yapamamak
[16] belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
[17] yetinmek
[18] sınırlanmak
[19] herhangi bir durumu sürdürmek

Heceleme[düzenle]

Heceleme: kal·mak

Karşıt anlamlılar[düzenle]

[*] kalmamak

Çeviriler[düzenle]

Türk lehçeleri[düzenle]

Alt kavramlar[düzenle]

[1] altında kalmak, arada kalmak, askıda kalmak, çakılıp kalmak, donup kalmak, şaşırıp kalmak

Örnekler[düzenle]

[1] Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı. - T. Buğra
[2] Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı. - O. C. Kaygılı
[3] Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim. - F. R. Atay
[4] Tam beş sene benimle beraber kaldı. - S. F. Abasıyanık
[6] O aileden bir bu çocuk kaldı.
[7] Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı. - A. Ş. Hisar
[8] Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı. - N. Cumalı
[9] Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de.
[10] Araba yarı yolda kaldı.
[11] Mahkeme ayın on sekizine kaldı. - S. F. Abasıyanık
[12] Oda duman içinde kaldı.
[13] Bugün iş maddesinde kaldık.
[14] Çiftlik ana babasından kalmış.
[15] Misafir geldi, gezmeden kaldık.
[16] Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına. - H. Taner
[17] Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı.
[18] Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı. - Atatürk

Deyimler[düzenle]

Sözcük birliktelikleri[düzenle]

[1] geri kalmış, kala kala, kaldı ki

Türetilmiş kavramlar[düzenle]

kalabilmek, kaldırmak, kalınmak

Yardımcı eylem[düzenle]

[1] olmak, herhangi bir durumda bulunmak
[2] kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur

Heceleme[düzenle]

Heceleme: -kal·mak

Örnekler[düzenle]

[1] Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık. - F. R. Atay
[2] Ona utanmadan iftira eden o adama elinde delil olmamasından dolayı bakakalmıştı.
[2] Patlamayı duyanlar korkudan donakalmıştı.
[2] Yapabileceğini aklıma getiremediğim o cambazlıklarını görünce şaşakalmıştım.

Türetilmiş kavramlar[düzenle]

bakakalmak, donakalmak, kalakalmak, oturakalmak, şaşakalmak, uyuyakalmak

Çağatayca[düzenle]

Eylem[düzenle]

[1] çin

Eş anlamlılar[düzenle]

[1] kalmuk