kalmak

Vikisözlük sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Disambig.svg Başka anlamlar veya farklı yazılışlar için bakınız: almak, kılmak

Türkçe[düzenle]

kalmak -ır

Köken[düzenle]

kalma + -k

Söyleniş[düzenle]

Heceleme: kal·mak

Kaynaklar[düzenle]

Eylem[düzenle]

  1. olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
    • Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı. - T. Buğra
  2. zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
    • Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı. - O. C. Kaygılı
  3. konaklamak, konmak
    • Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim. - F. R. Atay
  4. oturmak, yaşamak, eğleşmek
    • Tam beş sene benimle beraber kaldı. - S. F. Abasıyanık
  5. eğleşmek
  6. hayatını sürdürmek, yaşamak
    • O aileden bir bu çocuk kaldı.
  7. varlığını korumak, sürdürmek
    • Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı. - A. Ş. Hisar
  8. oyalanmak, vakit geçirmek
    • Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı. - N. Cumalı
  9. sınıf geçememek
    • Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de.
  10. işlemez, yürümez duruma gelmek
    • Araba yarı yolda kaldı.
  11. ileriye atılmak, ertelenmek
    • Mahkeme ayın on sekizine kaldı. - S. F. Abasıyanık
  12. bir şeyle kaplanmak
    • Oda duman içinde kaldı.
  13. bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek
    • Bugün iş maddesinde kaldık.
  14. miras olarak geçmek
    • Çiftlik ana babasından kalmış.
  15. yapamamak
    • Misafir geldi, gezmeden kaldık.
  16. belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
    • Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına. - H. Taner
  17. yetinmek
    • Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı.
  18. sınırlanmak
    • Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı. - Atatürk
  19. herhangi bir durumu sürdürmek

Karşıt anlamlılar[düzenle]

Çeviriler[düzenle]

Türk lehçeleri[düzenle]

Alt kavramlar[düzenle]

Deyimler[düzenle]

Sözcük birliktelikleri[düzenle]

Türetilmiş kavramlar[düzenle]

Yardımcı eylem[düzenle]

  1. olmak, herhangi bir durumda bulunmak
    • Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık. - F. R. Atay
  2. kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
    • Ona utanmadan iftira eden o adama elinde delil olmamasından dolayı bakakalmıştı.
    • Patlamayı duyanlar korkudan donakalmıştı.
    • Yapabileceğini aklıma getiremediğim o cambazlıklarını görünce şaşakalmıştım.

Türetilmiş kavramlar[düzenle]

Çağatayca[düzenle]

Eylem[düzenle]

  1. çin

Eş anlamlılar[düzenle]