vurmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]- Heceleme: vur‧mak
Eylem
[düzenle]vurmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi vurur)





- Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
- Masaya vurmak. Birinin başına vurmak.
- Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak
- "Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor." - Refik Halit Karay
- Etkisi bir yere kadar ulaşmak.
- Bu arada da meyhanenin içinden Rezzan'ın küfürleri ve onu zapt etmeye çalışanların yaygaraları sokağa vuruyordu.— Oktay GÜZELOĞLU, 1997, Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz, s. 81, Hiç Yayınları
- Duyulmak, hissedilmek
- Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek
- "Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur." - Refik Halit Karay
- Olumsuz yönde etkilemek
- Kriz kitap dünyasını da vurdu.
- Hızla değmek, çarpmak.
- Hani şu kapıdan girince sıcak hava şöyle bir vurmuyorsa yüzüne, ev ev olur mu ki sahiden?— Elif Nur AYBAŞ, 2021, Çocukluk Ormanına Altı Olta, s. 7, Varlık Yayınları
- Bir yere bir şey sürmek:
- Duvara boya, tahtaya cila vurmak istedi.
- Takmak, koymak, bağlamak:
- Vardiya çavuşuna güvenlik direklerini neden çapraz vurduğunu sordu.— Faruk EREM, 1996, Bir Ceza Avukatının Anıları, s. 55, Çark Kitabevi Yayınları
- Bağlamak, ilişkilendirmek.
- "Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar." - Refik Halit Karay
- Olduğundan başka biçimde görünmek:
- Deliliğe vurmak.
- (şiddet) Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak.
- Nitekim onu görür görmez jileti vurdu bileğine. Kan fışkırdı.— Ethem Baran, 2026, Kırkikindiler Bittiğinde, s. 156, İletişim Yayınları
- Uygulamak, basmak, koymak.
- Damga vurmak.
- Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak.
- Amaçladığı şeye rast getirmek.
- (şiddet) Silahla yaralamak, öldürmek.
- şahan'ı vurdular yirmi yaşında köprü başında— Attilâ İLHAN, 1959, Duvar, Dost Yayınları
- Dokunmak, hasta etmek.
- Dağ yolunun virajları mideme vurduğundan yol boyunca kustum.— Semrin ŞAHİN, “Kır Evi”, Notos, 105. sayı, s. 107
- Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek.
- Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş." - Fikret Otyam
- Kalp atmak, çarpmak.
- Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu.
- Piyango vb. çıkmak, isabet etmek.
- Desteklemek, dayamak.
- Akşam olunca kapının desteğini vurduk.
- Koymak, yerleştirmek.
- Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu." - Haldun Taner
- Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak.
- Tavla oyununda pulu kırmak.
- Manevi olarak yaralamak.
- (argo) İçki içmek.
- (argo) Kadeh tokuşturmak.
- (argo) Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak.
- Birinin on milyon lirasını vurmak.
- (matematik) Çarpma işlemini yapmak.
- İkiyi dörde vurursak sekiz eder.
Çekimleme
[düzenle]vurmak eyleminin çekimi
Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]ağzına gem vurmak baltayı taşa vurmak başını taştan taşa vurmak bir taşla iki kuş vurmak çapraz vurmak damga vurmak damgasını vurmak
Türetilmiş kavramlar
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]çeviriler
|
Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "vurmak" maddesi