vurmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]vurmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi vurur)





- Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
- Masaya vurmak. Birinin başına vurmak.
- Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak
- "Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor." - Refik Halit Karay
- Etkisi bir yere kadar ulaşmak
- Duyulmak, hissedilmek
- Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek
- "Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur." - Refik Halit Karay
- Olumsuz yönde etkilemek
- Kriz kitap dünyasını da vurdu.
- Hızla değmek, çarpmak.
- 2021: Elif Nur AYBAŞ, 2021 Çocukluk Ormanına Altı Olta, sayfa 7 , Varlık Yayınları
- "Hani şu kapıdan girince sıvak hava şöyle bir vurmuyorsa yüzüne, ev ev olur mu ki sahiden?"
- 2021: Elif Nur AYBAŞ, 2021 Çocukluk Ormanına Altı Olta, sayfa 7 , Varlık Yayınları
- Bir yere bir şey sürmek:
- Duvara boya, tahtaya cila vurmak istedi.
- Takmak, koymak, bağlamak:
- 1996: Faruk EREM, 1996 Bir Ceza Avukatının Anıları, sayfa 55 , Çark Kitabevi Yayınları
- "Vardiya çavuşuna güvenlik direklerini neden çapraz vurduğunu sordu."
- 1996: Faruk EREM, 1996 Bir Ceza Avukatının Anıları, sayfa 55 , Çark Kitabevi Yayınları
- Bağlamak, ilişkilendirmek.
- "Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar." - Refik Halit Karay
- Olduğundan başka biçimde görünmek:
- Deliliğe vurmak.
- Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak.
- Bıçak vurmak.
- Uygulamak, basmak, koymak.
- Damga vurmak.
- Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak.
- Amaçladığı şeye rast getirmek.
- (silahlar) Silahla yaralamak, öldürmek:
- Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar." - Halide Edip Adıvar
- Dokunmak, hasta etmek:
- Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden." - Nâzım Hikmet
- Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek:
- Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş." - Fikret Otyam
- Kalp atmak, çarpmak:
- Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu.
- Piyango vb. çıkmak, isabet etmek.
- Desteklemek, dayamak:
- Akşam olunca kapının desteğini vurduk.
- Koymak, yerleştirmek:
- Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu." - Haldun Taner
- Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak.
- Tavla oyununda pulu kırmak.
- Manevi olarak yaralamak.
- (argo) İçki içmek.
- (argo) Kadeh tokuşturmak.
- (argo) Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak.
- Birinin on milyon lirasını vurmak.
- (matematik)Çarpma işlemini yapmak.
- İkiyi dörde vurursak sekiz eder.
Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]ağzına gem vurmak baltayı taşa vurmak başını taştan taşa vurmak bir taşla iki kuş vurmak çapraz vurmak damga vurmak damgasını vurmak
Türetilmiş kavramlar
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]çeviriler
|
Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "vurmak" maddesi