İçeriğe atla

tutmak

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]

Eylem

[düzenle]

tutmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi tutar)

Küçük kız elinde satacağı sigaraları tutuyor (1)
Adamı polisler tutmuş (2) Adam polis arabasında tutuluyor (4)
Adam balık tutmuş (3)
Adamı hücrede tutuyorlar (5)
Araziyi otlar tutmuş. (6)
Kar tutmuş (7)
  1. elde bulundurmak, ele almak
    • Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu. - Ö. Seyfettin
  2. ele geçirmek, yakalamak
    • Kaç buradan, seni şimdi gelip burda tutarlar;/Zincir vurup o karanlık zindanlara atarlar;/Kaç buradan kuş gibi!
      — 1979, Mehmet Emin YURDAKUL, Türk Sazı, Atlas Kitabevi, s. 55
  3. avlamak
    • Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz. - R. H. Karay
  4. yanında bulundurmak, alıkoymak
    • Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!
  5. hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
    • Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir. - S. F. Abasıyanık
  6. kaplamak
    • Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir. - T. Buğra
  7. kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olması, kalması.
    • Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları. - S. F. Abasıyanık
  8. denetimi ve yetkisi altına almak
  9. desteklemek, birinden yana çıkmak
  10. beğenmek, kabul etmek
    • Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır. - T. Buğra
  11. gereğini yapmak, yerine getirmek
    • Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti.
  12. uygun gelmek, çelişmez olmak
    • Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu. - R. N. Güntekin
  13. kapatmak, sarmak
  14. hizmetine almak veya kiralamak
    • Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim. - P. Safa
  15. bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
    • Yapıyı geniş tuttu.
  16. beddua, dua, ah v.s. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
    • Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak. - M. Ş. Esendal
  17. ulaşmak, varmak
    • «Yazı tutarız bunlarla» dedi babam, «ondan öte karpuz kabuğu ile de besleriz.»
      — 2006, Fahri ERDİNÇ, Acı Lokma, Yordam Kitap, s. 75
  18. para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
    • Aldığım şeyler bin lira tuttu.
  19. uğramak
    • Vapur İzmir'i tutmayacakmış.
  20. herhangi bir durumda bulundurmak.
    • Çoraplarına baktım, beyaz giymeye meraklı olduğu kadar onları beyaz tutmamaya da meraklıydı.
      — 2019, Batuhan AŞIKTOPRAK, Kurdun Postu, Varlık Yayınları, s. 53
  21. varsaymak, farz etmek
    • Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti. - M. Ş. Esendal
  22. hedef olarak almak
    • Taşa tutmak.
  23. alacağa veya vereceğe saymak
    • On bin lirayı borcunuza tuttum.
  24. yaklaştırmak
    • Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar. - A. Ş. Hisar
  25. kullanmak
    • Yaşmak tutmak. Ustura tutmak.
  26. bağlamak
    • Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım. - B. S. Erdoğan
  27. beklenen sonucu vermek
    • Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez. - Ş. Rado
  28. iş görebilmek
    • Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona. - T. Buğra
  29. sürmek, zaman almak
  30. yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
    • Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu.
  31. bir şeyi kullanması için uzatmak
    • Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır. - T. Buğra
  32. sunmak
    • Konuklara şeker tutmak.
  33. işgal etmek
  34. izlemek
    • Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız. - R. H. Karay
  35. bırakmamak
    • Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu. - P. Safa
  36. sarmak, bürümek
    • Hey başları duman tutmuş dağlar, hey! - Halk türküsü
  37. asılmak, kuvvetlice sarılmak
    • Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş. - P. Safa
  38. bir kişinin yerini almak
    • Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam. - Y. K. Karaosmanoğlu
  39. (hastalık) Yolcunun, otobüs ve vapur gibi toplu ulaşım araçlarında iken aracın salınımı sebebiyle mide bulantısı başta olmak üzere bazı hassasiyetler göstermesi.
    • Çünkü yolcuların yarısından çoğunu araba tutardı ve kusmamak için hepsi de ilaç gibi nane şekerine sarılırdı.
      — 1996, Altay MARTI, “Pembe Beyaz Vedat”, Öküz, 10. sayı, s. 15
  40. herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
    • Kapıyı açık tutmayın.
  41. bir yerde kalmasını sağlamak
  42. bir sanat eseri geniş ilgi görmek
    • Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim. - C. Uçuk
  43. biriktirmek, tasarruf etmek
    • Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene. - M. Ş. Esendal
  44. askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
  45. başlamak
    • Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi. - F. R. Atay
  46. bir şey düşünmek
    • Herkes aklından bir sayı tutsun.
  47. (spor) takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak

Çekimleme

[düzenle]
tutmak eyleminin çekimi
olumlu çekimler
tekil çoğul
ben sen o biz siz onlar
bildirme (haber)
kipleri
belirli geçmiş basit tuttum tuttun tuttu tuttuk tuttunuz tuttular
hikâye tuttuydum tuttuydun tuttuydu tuttuyduk tuttuydunuz tuttuydular
rivayet — — — — — —
şart tuttuysam tuttuysan tuttuysa tuttuysak tuttuysanız tuttuysalar
tuttularsa
belirsiz geçmiş basit tutmuşum tutmuşsun tutmuş tutmuşuz tutmuşsunuz tutmuşlar
hikâye tutmuştum tutmuştun tutmuştu tutmuştuk tutmuştunuz tutmuştular
rivayet tutmuşmuşum tutmuşmuşsun tutmuşmuş tutmuşmuşuz tutmuşmuşsunuz tutmuşmuşlar
şart tutmuşsam tutmuşsan tutmuşsa tutmuşsak tutmuşsanız tutmuşsalar
tutmuşlarsa
geniş basit tutarım tutarsın tutar tutarız tutarsınız tutarlar
hikâye tutardım tutardın tutardı tutardık tutardınız tutardılar
rivayet tutarmışım tutarmışsın tutarmış tutarmışız tutarmışsınız tutarmışlar
şart tutarsam tutarsan tutarsa tutarsak tutarsanız tutarsalar
tutarlarsa
şimdiki basit tutuyorum tutuyorsun tutuyor tutuyoruz tutuyorsunuz tutuyorlar
hikâye tutuyordum tutuyordun tutuyordu tutuyorduk tutuyordunuz tutuyordular
rivayet tutuyormuşum tutuyormuşsun tutuyormuş tutuyormuşuz tutuyormuşsunuz tutuyormuşlar
şart tutuyorsam tutuyorsan tutuyorsa tutuyorsak tutuyorsanız tutuyorsalar
tutuyorlarsa
gelecek basit tutacağım tutacaksın tutacak tutacağız tutacaksınız tutacaklar
hikâye tutacaktım tutacaktın tutacaktı tutacaktık tutacaktınız tutacaktılar
rivayet tutacakmışım tutacakmışsın tutacakmış tutacakmışız tutacakmışsınız tutacakmışlar
şart tutacaksam tutacaksan tutacaksa tutacaksak tutacaksanız tutacaksalar
tutacaklarsa
dilek (tasarlama)
kipleri
istek basit tutayım tutasın tuta tutalım tutasınız tutalar
hikâye tutaydım tutaydın tutaydı tutaydık tutaydınız tutaydılar
rivayet tutaymışım tutaymışsın tutaymış tutaymışız tutaymışsınız tutaymışlar
şart — — — — — —
şart basit tutsam tutsan tutsa tutsak tutsanız tutsalar
hikâye tutsaydım tutsaydın tutsaydı tutsaydık tutsaydınız tutsaydılar
rivayet tutsaymışım tutsaymışsın tutsaymış tutsaymışız tutsaymışsınız tutsaymışlar
şart — — — — — —
gereklilik basit tutmalıyım tutmalısın tutmalı tutmalıyız tutmalısınız tutmalılar
hikâye tutmalıydım tutmalıydın tutmalıydı tutmalıydık tutmalıydınız tutmalıydılar
rivayet tutmalıymışım tutmalıymışsın tutmalıymış tutmalıymışız tutmalıymışsınız tutmalıymışlar
şart tutmalıysam tutmalıysan tutmalıysa tutmalıysak tutmalıysanız tutmalıysalar
tutmalılarsa
emir basit — tut tutsun — tutun
tutunuz
tutsunlar
hikâye — — — — — —
rivayet — — — — — —
şart — — — — — —
olumsuz çekimler
tekil çoğul
ben sen o biz siz onlar
bildirme (haber)
kipleri
belirli geçmiş basit tutmadım tutmadın tutmadı tutmadık tutmadınız tutmadılar
hikâye tutmadıydım tutmadıydın tutmadıydı tutmadıydık tutmadıydınız tutmadıydılar
rivayet — — — — — —
şart tutmadıysam tutmadıysan tutmadıysa tutmadıysak tutmadıysanız tutmadıysalar
tutmadılarsa
belirsiz geçmiş basit tutmamışım tutmamışsın tutmamış tutmamışız tutmamışsınız tutmamışlar
hikâye tutmamıştım tutmamıştın tutmamıştı tutmamıştık tutmamıştınız tutmamıştılar
rivayet tutmamışmışım tutmamışmışsın tutmamışmış tutmamışmışız tutmamışmışsınız tutmamışmışlar
şart tutmamışsam tutmamışsan tutmamışsa tutmamışsak tutmamışsanız tutmamışsalar
tutmamışlarsa
geniş basit tutmam tutmazsın tutmaz tutmayız tutmazsınız tutmazlar
hikâye tutmazdım tutmazdın tutmazdı tutmazdık tutmazdınız tutmazdılar
rivayet tutmazmışım tutmazmışsın tutmazmış tutmazmışız tutmazmışsınız tutmazmışlar
şart tutmazsam tutmazsan tutmazsa tutmazsak tutmazsanız tutmazsalar
tutmazlarsa
şimdiki basit tutmuyorum tutmuyorsun tutmuyor tutmuyoruz tutmuyorsunuz tutmuyorlar
hikâye tutmuyordum tutmuyordun tutmuyordu tutmuyorduk tutmuyordunuz tutmuyordular
rivayet tutmuyormuşum tutmuyormuşsun tutmuyormuş tutmuyormuşuz tutmuyormuşsunuz tutmuyormuşlar
şart tutmuyorsam tutmuyorsan tutmuyorsa tutmuyorsak tutmuyorsanız tutmuyorsalar
tutmuyorlarsa
gelecek basit tutmayacağım tutmayacaksın tutmayacak tutmayacağız tutmayacaksınız tutmayacaklar
hikâye tutmayacaktım tutmayacaktın tutmayacaktı tutmayacaktık tutmayacaktınız tutmayacaktılar
rivayet tutmayacakmışım tutmayacakmışsın tutmayacakmış tutmayacakmışız tutmayacakmışsınız tutmayacakmışlar
şart tutmayacaksam tutmayacaksan tutmayacaksa tutmayacaksak tutmayacaksanız tutmayacaksalar
tutmayacaklarsa
dilek (tasarlama)
kipleri
istek basit tutmayayım tutmayasın tutmaya tutmayalım tutmayasınız tutmayalar
hikâye tutmayaydım tutmayaydın tutmayaydı tutmayaydık tutmayaydınız tutmayaydılar
rivayet tutmayaymışım tutmayaymışsın tutmayaymış tutmayaymışız tutmayaymışsınız tutmayaymışlar
şart — — — — — —
şart basit tutmasam tutmasan tutmasa tutmasak tutmasanız tutmasalar
hikâye tutmasaydım tutmasaydın tutmasaydı tutmasaydık tutmasaydınız tutmasaydılar
rivayet tutmasaymışım tutmasaymışsın tutmasaymış tutmasaymışız tutmasaymışsınız tutmasaymışlar
şart — — — — — —
gereklilik basit tutmamalıyım tutmamalısın tutmamalı tutmamalıyız tutmamalısınız tutmamalılar
hikâye tutmamalıydım tutmamalıydın tutmamalıydı tutmamalıydık tutmamalıydınız tutmamalıydılar
rivayet tutmamalıymışım tutmamalıymışsın tutmamalıymış tutmamalıymışız tutmamalıymışsınız tutmamalıymışlar
şart tutmamalıysam tutmamalıysan tutmamalıysa tutmamalıysak tutmamalıysanız tutmamalıysalar
tutmamalılarsa
emir basit — tutma tutmasın — tutmayın
tutmayınız
tutmasınlar
hikâye — — — — — —
rivayet — — — — — —
şart — — — — — —

Deyimler

[düzenle]

ağzıyla kuş tutmak, cin tutmak, eli ekmek tutmak, göz önünde tutmak, gözden ırak tutmak, ışık tutmak, mekân tutmak, uzak tutmak

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

Çeviriler

[düzenle]
çeviriler

Kaynakça

[düzenle]