İçeriğe atla

sürmek

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Eylem

[düzenle]
Araba sürüyor (1)
Adam, koyunları sürüyor (3)
Kadın, kahveyi sürüyor (4))
Yemeğe fırçayla malzeme sürüyor (7)
Atlar, toprağı sürüyor (11)


sürmek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi sürer)

  1. At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
  2. Başlamış bir işin veya durumun devam etmesi.
    • Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer. - Anayasa
  3. önüne katıp götürmek
    • Koyunları sürmek.
  4. uzatmak, ileri doğru itmek
    • 2004: Ahmet BÜKE, 2004, İzmir Postası'nın Adamları, sayfa 9 , Kanat Yayınları
      "Herkesin hatırını sorar, sevdiklerinin kahvesini bakır cezveyi mangala sürüp eliyle pişirirdi."
  5. dokundurmak, değdirmek
    • Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim. - H. C. Yalçın
  6. (ceza hukuku) oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek,
    • Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler. - Y. Z. Ortaç
  7. bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek
    • Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor. - R. H. Karay
  8. (ticaret) bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
    • Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler. - H. R. Gürpınar
  9. (para, suç) yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
  10. herhangi bir durum içinde bulunmak
    • Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu. - Y. Z. Ortaç
  11. (tarım) pulluk veya sabanla toprağı işlemek
    • Ümit KAFTANCIOĞLU, 2022, Altın Ekin, sayfa 40 , Dinozor Genç
      "Ayağımızın altında sürülmüş toprak olduğu anlaşılıyordu."
  12. olmaya devam etmek
    • Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum. - A. Gündüz
  13. (zaman) zaman geçmek
    • Çok sürmez, her şey düzelir.
  14. (zaman) zaman almak
    • 2024:Özgür ÇIRAK, 2024, Biz de Yarın Güleriz, sayfa 27 , İletişim Yayınları
      "Evden buraya yürümeyle beş dakika sürmez."
  15. (bitki bilimi) bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
    • Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı. - R. H. Karay
  16. olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
  17. Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak
  18. Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak.

Deyimler

[düzenle]

ekmeğine yağ sürmek, eşiğine yüz sürmek, hükümet sürmek, işi yokuşa sürmek, iz sürmek, leke sürmek, yokuşa sürmek, yüz sürmek

|}

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]

Eski Türkçe

[düzenle]
Düzenleme yapıldıktan sonra bu not silinmelidir.

Eylem

[düzenle]
  1. bulinmiyor

Türkmence

[düzenle]

Eylem

[düzenle]

sürmek

  1. götürmek, kımıldatmak, hareket ettirmek, yürütmek
  2. sürmek

Kaynakça

[düzenle]
  • Atacanov, Ata (1922). Türkmendolu Yir Sözlüğü.