İçeriğe atla

vermek

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Osmanlı Türkçesi ویرمك (virmek, vermek) sözcüğünden devralındı, Eski Anadolu Türkçesi ویرمك (vẹrmek) sözcüğünden devralındı, Ana Türkçe *bēr- sözcüğünden devralındı.

Söyleniş

[düzenle]

Eylem

[düzenle]

vermek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi verir)

Çocuk, elindeki yemi hayvana veriyor (1)
Atatürk, Türk milletine Meclis'i ve Cumhuriyet'i verdi. (2) Bu yüzden milletin bağımsızlığı onun ve silah arkadaşlarının mücadelesine verilir. (3)
Araba, burnunu yan yola vermiş (5)
Domatesi, kilosu 2 liradan veriyorlar. (6)
  1. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek.
    • "Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm." - Ömer Seyfettin
  2. Bırakmak veya bağışlamak.
  3. atfetmek, ondan bilmek.
    • Bilgin'in bu çekingen tavırlarını kusurlu ve zayıf oluşuna verdi. - Fâlih Rıfkı Atay
  4. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına bildirmek
    • "Geçenlerde bir derginin, 'Eski ünlüler ne yapıyor?' adlı bir röportajına verdiği cevapları okudum." - Haldun Taner
  5. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek:
    • "Arabanın burnunu en tenha kahvelerden birinin önünde rıhtıma verdiler." - Attilâ İlhan'
  6. Bir şeyi satmak:
    • Ucuz pahalı deme de ver gitsin; ver de kurtul.
  7. (evlilik, kadın) Kızı, kadını biriyle evlendirmek:
    • "Uzun Osman, Zeynep'le Süleyman'a, ikisini birbirine vereceğini söylediği zaman şaşmadılar." - Halide Edip Adıvar
  8. yaymak
    • Ses vermek. Işık vermek.
  9. Bitkinin ortaya çıkması
    • Ağaç bu sene filiz verdi
  10. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak:
    • "Kendisi de muhakkak artistlerden, güzel eser veren, güzel konuşan, hayalleri işlek adamlardan hoşlanıyor." - Refik Halit Karay
  11. Bir hâli bir kimse veya yerde hâkim kılmak:
    • Korku vermek. Ateşe vermek. Ortalığı heyecana vermek.
  12. sahip olmasını sağlamak
    • 2014: Ayfer TUNÇ, 2014, Dünya Ağrısı, sayfa 152 , Can Sanat Yayınları
      "Özgür de bir mail adresi almış, geçen gün Madenci'ye verdiğini duydu."
  13. kazandırmak:
    • 2022:Ahmet Hamdi TANPINAR, 2022, 39. baskı,, Huzur, sayfa 99 , Dergâh Yayınları
      ",İhtiyaçlarımızdan, yaşama irademizden; zaten hıza değil, derse ihtiyacımız var. Bunu da realite bize verir; müphem ütopyalar değil!.."
  14. Katmak
    • 2025: Semrin ŞAHİN, 2025 Talaş Tozu, sayfa 96 , Notos Öykü , 104. sayı,
      "Un kavrulunca suyu verdi yandan."
  15. Bir şey ayırmak
    • Zaman vermek
  16. Bir yere dayamak
    • "Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi." - Abbas Sayar
  17. Doğurmak
    • Kezban, ona yedi evlat vermişti.
  18. Bilgi edinmesi için göndermek:
    • Kursa vermek. Okula vermek.
  19. belirlemek:
    • Derse girmeden sinema için saat ver, dedi.
  20. (cinsellik) Cinsel yönden kendisini kullandırmak.
    • Kız, yemekten sonra oğlana vermiş.
  21. Elindeki parayı kaptırmak; uçlanmak
  22. Yatırmak.
    • 1997:Jaklin ÇELİK, 1997 Çengelli İğne, sayfa 37 , Öküz , 33. sayı,
      "Saçlarını limon suyuyla geriye verdi."

Çekimleme

[düzenle]

Yardımcı eylem

[düzenle]

vermek

  1. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
    • alıvermek, dizivermek, yapıvermek, görüvermek.

Atasözleri

[düzenle]

Deyimler

[düzenle]

açık bono vermek, ata et, ite ot vermek, akıl vermek, ateş vermek, ateşe vermek, baş başa vermek, biçim vermek, çeşni vermek, çocuk vermek, delinin eline değnek vermek, emek vermek, evlat vermek, gönül vermek, gözdağı vermek, haber vermek, hareket vermek, heyecana vermek, hız vermek, ısı vermek, ışık vermek, isim vermek, karar vermek, kız vermek, korku vermek, nefes vermek, para vermek, randevu vermek, ses vermek, şehit vermek, şekil vermek, tat vermek velveleye vermek zaman vermek


Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]
  1. kök veya gövdeleri sonuna /-i, -u/ zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
     Alıvermek, dizivermek, görüvermek, yapıvermek.