yakalamak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]

yakalamak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi yakalar)
- Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak.
- "Üç ince dalı birleştirerek sıkıca yakaladım." — Refik Halit Karay
- (polis) Kaçan bir kimseyi veya hayvanı ele geçirmek.
- eş anlamlısı: derdest etmek
- Bir kimsenin gitmesini engellemek, durdurmak..
- "Bu defa Tevfik'i dükkânın kapısında yakaladılar, aynı şeyi ona açtılar." — Halide Edip Adıvar
- Bir kimseyi hoşa gitmeyecek bir durumda bulmak, bir kimsenin suçu ortaya çıkmak.
- eş anlamlısı: sobelemek
- Sözü, bakışı veya işareti fark etmek.
- "Kat hasta bakıcısının adama baygın bakışlarını yakaladı Fatma." — Peride Celal
- Birdenbire etkisi altına almak.
- "Fırtına ile karışık fena bir yağmur yakaladı." — Aka Gündüz
- Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak.
- "Zehra, Yorgaki'nin müziğini herhangi bir yerinden yakalıyor." — Attilâ İlhan
- Avlamak, tuzakla ele geçirmek.
- tutturmak.
- Aynı düzeye gelmek.