sarmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]sarmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi sarar)

- çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak
- kuşatmak kelimesinin eş anlamlısı
- Dışardan gelen ışıkta yüzünü açık seçik görebiliyordum. "Evi sarmışlar" dedi.— 2004, Pınar KÜR, Küçük Oyuncu, Everest Yayınları, s. 137
- dolayında yer almak.
- kaplamak kelimesinin eş anlamlısı
- Odanın içini köhnemiş bir meyve kokusu sarmıştı.— 1935, Sait Faik ABASIYANIK, “Babamın İkinci Evi”, Varlık, 43. sayı
- bir şeyi üzerine başka bir şey koyarak kaplamak.
- Ah işte tövbe ettik bütün suçlarımızdan. Bir gaflet perdesiydi gözlerimizi saran. - Enis Behiç Koryürek
- kucaklamak kelimesinin eş anlamlısı
- Yumak yapmak.
- İpliği sarmak.
- Şerit, ip vb.ni başka bir şeyin üzerine dolamak.
- Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek.
- "Dolma sarıyorum diye yaprağı parmağıma doladım." - Hüseyin Rahmi Gürpınar
- Sarılıp tırmanmak.
- Asma çardağı sardı.
- Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak.
- Kitabı kâğıda sarmak.
- Tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak.
- İkindi vakti Harta yokuşuna sardık.— 2006, Fahri ERDİNÇ, Acı Lokma, Yordam Kitap, s. 127
- Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek.
- (mecaz) Sözle saldırmak, tehdit etmek.
- Evdekilerin hepsi bana sarıyor.
- Hoşuna gitmek, zevkini okşamak.
- Kişinin, bir konuyla ya da kişiyle ilgilenmeye başlaması
- Sedef'in durup dururken orkideye sarması hayra alamet değil diye düşündüm.— 2018, Ayfer Tunç, Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura, Can Sanat Yayınları, s. 51