İçeriğe atla

çıkarmak

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]
  • IPA(anahtar): /t͡ʃɯ.caɾ.ˈmac/
  • Heceleme: çı‧kar‧mak

Eylem

[düzenle]

çıkarmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi çıkarır)

Elbisesini çıkaran bir kadın (1)

Kadın, şortunu çıkarıyor. (11)

Gün çıkıyor. (2)
Öğrenciler, dersi çıkarıyorlar. (3)

Öğretmen, çocukların yanlışını çıkarıyor. (4)

  1. birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak.
    • her gün onsekiz sularında acı siyah beyaz/ondokuz elllbirde bir alman gemisini limandan çıkarıyor.
      — Attilâ İlhan, 1960, Ben Sana Mecburum, s. 20, Ataç Kitabevi
  2. sonunu getirmek
    • Kalan kömürle bu kışı çıkarırsak iyi.
      — Ayfer Tunç, 2014, Dünya Ağrısı, s. 189, Can Sanat Yayınları
      '
  3. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek
    • Nereden geliyordu, akşam olunca hangi yöne gidiyordu, bir türlü çıkaramadım." - Yaşar Kemal
  4. bulmak, ortaya koymak
    • "Sultanahmet Camisi'nde vaaz veren hocanın bile yanlışını çıkarmış..." - Aziz Nesin
  5. Anımsamak
    • Kesinlikle daha önce görmüştü bunları. Evet evet, görmüştü, yüzlerine biraz daha baksa çıkarırdı.
      — Cem KALENDER, 2009, Klan, sayfalar 231-232, Kavis Kitap
  6. acı, hırs, öfke v.s.'nin zararını çektirmek
    • "Şimdilik bana karşı çok efendice davranıyor, beni rahat bırakıyor ama yarın ve daha sonra bu sabrının acısını benden çıkarmak istemeyecek mi?" - Muazzez Tahsin Berkand
  7. Sağlamak, elde etmek.
    • Hem zam geldiği için, hem de kış fena bastırdığı için pek yolcu olmuyormuş, otobüslerin çoğu benzin parasını bile zar zor çıkarıyormuş.
      — Altay MARTI, 1996, “Palto”, Öküz, 26. sayı, s. 14
  8. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek.
    • "İçine kapanık, uysal, karşılaştığı sevindirici olayları başkalarının iyiliğiyle açıklayıp ters giden her işte kendini suçlu çıkaran bir insandı." - Necati Cumalı
  9. (fizyoloji) Kusmak
    • "Sonunda dayanamayıp o gece ne yediyse çıkardı." - İhsan Oktay Anar
  10. ilgisini keserek uzaklaştırmak
  11. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak; soymak
    • Kenarda çıkardığı şalvarını, iç donunun üstüne yarım yamalak giydi.
      — Meliha YILDIRIM, 2024, Remil, s. 47, Alakarga Sanat Yayınları
  12. (basın-yayın) yayımlamak
    • 1937 yılında Ahmet Kutsi Tecer'e yazdığı bir mektupta, seneye bir şiir kitabı çıkaracağını, birçok şiirinin yanı sıra "Eşik"i de oraya almak istediğini, ancak daha çok çalışması gerektiğini, "sadece Eşik'te 80 mısra eksik" olduğunu anlatır.
      — Oğuz DEMİRALP, 2025, “Tanpınar'ın "Karanlıkta Gömülü" Kalan Şiiri”, Sözcükler, 117. sayı, s. 12
  13. Bir şeyi temizlemek.
    • "Üstünde kahverengi bir sandık lekesi vardı. ‘Bu leke çıkar mı?’ diye sordum gömleği satan ihtiyar kadına." - Mina Urgan
  14. Ortaya koymak:
    • "İşin aslı, bu hikâyenin çok daha ötesinde iyi bir iş çıkardım." - Adem Dönmez
  15. İkram etmek
    • Misafirlere yemekten sonra çerez çıkardı.'
  16. Göstermek
    • Sosyeteye bir ustabaşıyı kocam diye çıkaracaksın. - Mehmed Şevket Esendal
  17. (müzik) bir müzik parça notalarıyla çalmak
    • Yeni öğrendiği bir tangoyu piyanoda tek parmakla çıkarmaya çalışan İlhami… - Hâldun Taner
  18. boşaltmak
    • Gözleri yandı, yandı, bir damla yaş çıkarmadı.
      — Sait Faik Abasıyanık, 1970, Bütün Eserleri 1 Semaver Sarnıç, s. 12, Bilgi Yayınevi
  19. (resim) Resim yapmak
  20. (fotoğrafçılık) fotoğraf çektirmek
  21. Bir şeyi açık etmek.
    • "Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır." - Osman Cemal Kaygılı
  22. (aritmetik) üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, mahsup etmek, tarh etmek
  23. Büyük abdestini yapmak.
    • "Hah, inşaata girdim, çakmağın ışığında çıktım merdivenleri, merdivenin birine bir köpek affedersin boyu kadar çıkarmış, başta görememişiz, daldırmışız ayağı içine.
      — Özgür ÇIRAK, 2024, Biz de Yarın Güleriz, s. 50, İletişim Yayınları

Çekimleme

[düzenle]
çıkarmak eyleminin çekimi
olumlu çekimler
tekil çoğul
ben sen o biz siz onlar
bildirme (haber)
kipleri
belirli geçmiş basit çıkardım çıkardın çıkardı çıkardık çıkardınız çıkardılar
hikâye çıkardıydım çıkardıydın çıkardıydı çıkardıydık çıkardıydınız çıkardıydılar
rivayet
şart çıkardıysam çıkardıysan çıkardıysa çıkardıysak çıkardıysanız çıkardıysalar
çıkardılarsa
belirsiz geçmiş basit çıkarmışım çıkarmışsın çıkarmış çıkarmışız çıkarmışsınız çıkarmışlar
hikâye çıkarmıştım çıkarmıştın çıkarmıştı çıkarmıştık çıkarmıştınız çıkarmıştılar
rivayet çıkarmışmışım çıkarmışmışsın çıkarmışmış çıkarmışmışız çıkarmışmışsınız çıkarmışmışlar
şart çıkarmışsam çıkarmışsan çıkarmışsa çıkarmışsak çıkarmışsanız çıkarmışsalar
çıkarmışlarsa
geniş basit çıkarırım çıkarırsın çıkarır çıkarırız çıkarırsınız çıkarırlar
hikâye çıkarırdım çıkarırdın çıkarırdı çıkarırdık çıkarırdınız çıkarırdılar
rivayet çıkarırmışım çıkarırmışsın çıkarırmış çıkarırmışız çıkarırmışsınız çıkarırmışlar
şart çıkarırsam çıkarırsan çıkarırsa çıkarırsak çıkarırsanız çıkarırsalar
çıkarırlarsa
şimdiki basit çıkarıyorum çıkarıyorsun çıkarıyor çıkarıyoruz çıkarıyorsunuz çıkarıyorlar
hikâye çıkarıyordum çıkarıyordun çıkarıyordu çıkarıyorduk çıkarıyordunuz çıkarıyordular
rivayet çıkarıyormuşum çıkarıyormuşsun çıkarıyormuş çıkarıyormuşuz çıkarıyormuşsunuz çıkarıyormuşlar
şart çıkarıyorsam çıkarıyorsan çıkarıyorsa çıkarıyorsak çıkarıyorsanız çıkarıyorsalar
çıkarıyorlarsa
gelecek basit çıkaracağım çıkaracaksın çıkaracak çıkaracağız çıkaracaksınız çıkaracaklar
hikâye çıkaracaktım çıkaracaktın çıkaracaktı çıkaracaktık çıkaracaktınız çıkaracaktılar
rivayet çıkaracakmışım çıkaracakmışsın çıkaracakmış çıkaracakmışız çıkaracakmışsınız çıkaracakmışlar
şart çıkaracaksam çıkaracaksan çıkaracaksa çıkaracaksak çıkaracaksanız çıkaracaksalar
çıkaracaklarsa
dilek (tasarlama)
kipleri
istek basit çıkarayım çıkarasın çıkara çıkaralım çıkarasınız çıkaralar
hikâye çıkaraydım çıkaraydın çıkaraydı çıkaraydık çıkaraydınız çıkaraydılar
rivayet çıkaraymışım çıkaraymışsın çıkaraymış çıkaraymışız çıkaraymışsınız çıkaraymışlar
şart
şart basit çıkarsam çıkarsan çıkarsa çıkarsak çıkarsanız çıkarsalar
hikâye çıkarsaydım çıkarsaydın çıkarsaydı çıkarsaydık çıkarsaydınız çıkarsaydılar
rivayet çıkarsaymışım çıkarsaymışsın çıkarsaymış çıkarsaymışız çıkarsaymışsınız çıkarsaymışlar
şart
gereklilik basit çıkarmalıyım çıkarmalısın çıkarmalı çıkarmalıyız çıkarmalısınız çıkarmalılar
hikâye çıkarmalıydım çıkarmalıydın çıkarmalıydı çıkarmalıydık çıkarmalıydınız çıkarmalıydılar
rivayet çıkarmalıymışım çıkarmalıymışsın çıkarmalıymış çıkarmalıymışız çıkarmalıymışsınız çıkarmalıymışlar
şart çıkarmalıysam çıkarmalıysan çıkarmalıysa çıkarmalıysak çıkarmalıysanız çıkarmalıysalar
çıkarmalılarsa
emir basit çıkar çıkarsın çıkarın
çıkarınız
çıkarsınlar
hikâye
rivayet
şart
olumsuz çekimler
tekil çoğul
ben sen o biz siz onlar
bildirme (haber)
kipleri
belirli geçmiş basit çıkarmadım çıkarmadın çıkarmadı çıkarmadık çıkarmadınız çıkarmadılar
hikâye çıkarmadıydım çıkarmadıydın çıkarmadıydı çıkarmadıydık çıkarmadıydınız çıkarmadıydılar
rivayet
şart çıkarmadıysam çıkarmadıysan çıkarmadıysa çıkarmadıysak çıkarmadıysanız çıkarmadıysalar
çıkarmadılarsa
belirsiz geçmiş basit çıkarmamışım çıkarmamışsın çıkarmamış çıkarmamışız çıkarmamışsınız çıkarmamışlar
hikâye çıkarmamıştım çıkarmamıştın çıkarmamıştı çıkarmamıştık çıkarmamıştınız çıkarmamıştılar
rivayet çıkarmamışmışım çıkarmamışmışsın çıkarmamışmış çıkarmamışmışız çıkarmamışmışsınız çıkarmamışmışlar
şart çıkarmamışsam çıkarmamışsan çıkarmamışsa çıkarmamışsak çıkarmamışsanız çıkarmamışsalar
çıkarmamışlarsa
geniş basit çıkarmam çıkarmazsın çıkarmaz çıkarmayız çıkarmazsınız çıkarmazlar
hikâye çıkarmazdım çıkarmazdın çıkarmazdı çıkarmazdık çıkarmazdınız çıkarmazdılar
rivayet çıkarmazmışım çıkarmazmışsın çıkarmazmış çıkarmazmışız çıkarmazmışsınız çıkarmazmışlar
şart çıkarmazsam çıkarmazsan çıkarmazsa çıkarmazsak çıkarmazsanız çıkarmazsalar
çıkarmazlarsa
şimdiki basit çıkarmıyorum çıkarmıyorsun çıkarmıyor çıkarmıyoruz çıkarmıyorsunuz çıkarmıyorlar
hikâye çıkarmıyordum çıkarmıyordun çıkarmıyordu çıkarmıyorduk çıkarmıyordunuz çıkarmıyordular
rivayet çıkarmıyormuşum çıkarmıyormuşsun çıkarmıyormuş çıkarmıyormuşuz çıkarmıyormuşsunuz çıkarmıyormuşlar
şart çıkarmıyorsam çıkarmıyorsan çıkarmıyorsa çıkarmıyorsak çıkarmıyorsanız çıkarmıyorsalar
çıkarmıyorlarsa
gelecek basit çıkarmayacağım çıkarmayacaksın çıkarmayacak çıkarmayacağız çıkarmayacaksınız çıkarmayacaklar
hikâye çıkarmayacaktım çıkarmayacaktın çıkarmayacaktı çıkarmayacaktık çıkarmayacaktınız çıkarmayacaktılar
rivayet çıkarmayacakmışım çıkarmayacakmışsın çıkarmayacakmış çıkarmayacakmışız çıkarmayacakmışsınız çıkarmayacakmışlar
şart çıkarmayacaksam çıkarmayacaksan çıkarmayacaksa çıkarmayacaksak çıkarmayacaksanız çıkarmayacaksalar
çıkarmayacaklarsa
dilek (tasarlama)
kipleri
istek basit çıkarmayayım çıkarmayasın çıkarmaya çıkarmayalım çıkarmayasınız çıkarmayalar
hikâye çıkarmayaydım çıkarmayaydın çıkarmayaydı çıkarmayaydık çıkarmayaydınız çıkarmayaydılar
rivayet çıkarmayaymışım çıkarmayaymışsın çıkarmayaymış çıkarmayaymışız çıkarmayaymışsınız çıkarmayaymışlar
şart
şart basit çıkarmasam çıkarmasan çıkarmasa çıkarmasak çıkarmasanız çıkarmasalar
hikâye çıkarmasaydım çıkarmasaydın çıkarmasaydı çıkarmasaydık çıkarmasaydınız çıkarmasaydılar
rivayet çıkarmasaymışım çıkarmasaymışsın çıkarmasaymış çıkarmasaymışız çıkarmasaymışsınız çıkarmasaymışlar
şart
gereklilik basit çıkarmamalıyım çıkarmamalısın çıkarmamalı çıkarmamalıyız çıkarmamalısınız çıkarmamalılar
hikâye çıkarmamalıydım çıkarmamalıydın çıkarmamalıydı çıkarmamalıydık çıkarmamalıydınız çıkarmamalıydılar
rivayet çıkarmamalıymışım çıkarmamalıymışsın çıkarmamalıymış çıkarmamalıymışız çıkarmamalıymışsınız çıkarmamalıymışlar
şart çıkarmamalıysam çıkarmamalıysan çıkarmamalıysa çıkarmamalıysak çıkarmamalıysanız çıkarmamalıysalar
çıkarmamalılarsa
emir basit çıkarma çıkarmasın çıkarmayın
çıkarmayınız
çıkarmasınlar
hikâye
rivayet
şart

Deyimler

[düzenle]

açığa çıkarmak, âdet çıkarmak, arabasını düze çıkarmak, arada çıkarmak, asker çıkarmak, cebinden çıkarmak, gönülden çıkarmak, gözden çıkarmak istavroz çıkarmak, ortaya çıkarmak arabasını düze çıkarmak, gözden gönülden çıkarmak, günah çıkarmak, haç çıkarmak, hadise çıkarmak baklayı ağızdan çıkarmak, baklayı ağzından çıkarmak,

Çeviriler

[düzenle]

çeviriler

Kaynakça

[düzenle]

Eski Türkçe

[düzenle]
Düzenleme yapıldıktan sonra bu not silinmelidir.

Eylem

[düzenle]
  1. çıkarmak