bitmek
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]


bitmek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi biter)
- Sona ermek, tamamlanmak:
- Dört yıl evvel biten yeni evden on sekiz lira kereste hesâbı varmış (Yusuf Z. Ortaç).
- Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir / Duyulan gökte kanat yerde ayak sesleridir (Yahyâ Kemal).
- Tükenmek, kalmamak
- Şu yanan mum bile sönüp bitecek (Hüseyin Sîret).
- Cebimdeki üç mecîdiye bir haftada bitti (Yusuf Z. Ortaç).
- Çok yorulmak, dayanak gücü kalmamak
- Tohumun filizlenip topraktan çıkması
- "Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?" - Falih Rıfkı Atay
- Saçın, tüy ve kılın bedende çıkması, büyümesi
- Perişan olmak, üzüntüden harap olmak; mahvolmak
- Beklenmedik zamanda, aniden ortaya çıkmak:
- "Aynı anda sahnenin her yerinde birden bitiyor, bir şarkıcıdan çok bir göz bağıcıya benziyordu." - Murathan Mungan
- Bir görülürsek bittiğimiz gündür (Aka Gündüz).
- Eğer bu celsede tahliye olmazsa biterim (Bediî Fâik).
- Azîze’yi ölü gibi merdivenden çıkardıklarını gördüm, artık bittim, kendimden geçtim (Hâlide E. Adıvar).
- (argo) Çok beğenmek, hayran kalmak
- Ulan be babacım, ööle güzel oldu ki!.. Görsen rahmetliçıkıp gelmiş sanırsın. Bakış, duruş, endam aynısı oldu. Şööle bi baktım kendime, ulan dedim, sen neymişsin be Orkun, dedim. Bittim babacım, bittim.— 1997, Mesut CEYLAN, “Orkun Kitabeleri”, Öküz, 33. sayı, s. 16
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]dilinde tüy bitmek, mantar gibi bitmek, oyunun sakalı bitmek
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]- Kubbealtı Lugatı'nda "BİTMEK :"
Türkmence
[düzenle]Eylem
[düzenle]bitmek