sulu
Görünüm
| Ayrıca bakınız: Sulu |
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Ön ad
[düzenle]sulu (karşılaştırma daha sulu, üstünlük en sulu)


- Suyu olan, içinde su bulunan.
- zıt anlamlısı: koyu
- Eczanede acaba nane suyu yahut zararsız bir sulu ilaç var mıdır? - R. N. Güntekin
- Suyu çok olan.
- Onun getirdiği kızarmış eti, şarabı, iri ve sulu elmaları acele yuttu. - Ö. Seyfettin
- İçine su katılmış, sulandırılmış olan.
- Sulu süt.
- (mecaz, kişilik) Yersiz şakalar yapan, söz ve davranışları ile çevresini tedirgin eden veya gereksiz iltifatlarda bulunan kimse.
- Ben diyor, akşamdan beri onu kolluyorum. Bilirim sarhoşluğu suludur. - M. Ş. Esendal
Ad
[düzenle]sulu (belirtme hâli suluyu, çoğulu sulular)
- (argo, alkollü içecekler) içki.
- Hey gidi Zımzım Abi hey!.. Ne çileli, ne hoş adamdın. Hani sen marangoz cilacılığı yaparken, hem içkini içer hem de espirilerle cilanı sürerdin. Senin ham tahtalara can verişini keyifle izlerdim. Bir gün; artık "Sulu tatmin etmiyor, kuruya başladım, hem daha ucuza mal oluyor, 3 kişi otursan suluya para yetmiyor, ama iki cigaralık hepimize daha ucuza kafa bulduruyor." demiştin.— Oktay GÜZELOĞLU, 1997, Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz, s. 73, Hiç Yayınları
Çekimleme
[düzenle]
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]- Kubbealtı Lugatı'nda "SULU :"