yetişmek
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]yetişmek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi yetişir)
- Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak.
- "Gâvur Ali kahvedeki cemaate hiçbir şey söylemeden küçük çobanla uzaklaştı, bir nefeste ağıla yetişti." - Ömer Seyfettin
- Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak.
- Bu giysi yarına yetişmeli.
- Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak.
- "Kadınlar, derme çatma ayakkabılarıyla onlara zor yetişebiliyorlardı." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
- Değmek, uzanıp dokunabilmek.
- Ben o dala yetişemem. Bu ip kuyunun dibine yetişmez.
- Vakit bulmak, yapabilmek
- Ben bu kadar işe yetişemem.
- Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek.
- "Cepte otuz lira var, otele falan yetişmez, yoksa pintilikten değil..."— Özgür ÇIRAK, 2024, Biz de Yarın Güleriz, s. 50, İletişim Yayınları
- Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak.
- "Bol zamanıma yetişti de ben onu böyle şımarık büyüttüm." - Peyami Safa
- Gelişip büyümek.
- "Şu Marmara kıyılarında o sene bol meyve yetişmişti." - Sait Faik Abasıyanık
- (eğitim) Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek.
- "Akşam gazetesi, yurt aydınlarıyla konuşarak bizde niçin yazar yetişmediğinin sebeplerini araştırdı." - Orhan Veli Kanık
- İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek.
- Yardım etmek, yardımına koşmak.
- "Tam o sırada talih imdadıma yetişti." - Refik Halit Karay
- (mecaz) Ortaya çıkmak.