kaldırmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Eski Türkçe Orta Türkçe [alfabe isteniyor] (kaldurmak, “kaldırmak”) fiilinden evrilmiştir. Bu fiil Eski Türkçe [alfabe isteniyor] (kalımak, “kalkmak, sıçramak”) fiilinden Türkiye Türkçesi +tUr- ekiyle türetilmiştir.
Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]



kaldırmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi kaldırır)
- bulunduğu yerden almak
- Gülüşümü duyan bekçiler beni banktan kaldırdılar.— 2020, Mehmet EROĞLU, Yarım Kalan Yürüyüş, İletişim Yayınları, s. 29
- yukarı doğru hareket ettirmek
- Küreği aldım, kazmaya başladım. Sargis'in kaplayacağı yeri kestirmeye çalışarak, düzlüğün ne sert ne de yumuşak yüzünü acele etmeden kaldırıp toprağı genişleyeceği hiza boyunca deştim.— 2019, Batuhan AŞIKTOPRAK, Kurdun Postu, Varlık Yayınları, s. 64
- yükseltmek
- Duvarı bir metre daha kaldırmalı.
- ürün toplamak, taşımak
- İki tarla ötede Çetecioğlu Mustafa, bu yıl mahsulünü kaldırdığı tarlayı nadas etmekle uğraşıyordu. - N. Nâzım
- çekmek, taşımak
- Bu araba bu yükü kaldırmaz.
- bir kuruluşun çalışmasına son vermek, feshetmek, lağvetmek
- Meclis ... olağanüstü hâli kaldırabilir. - Anayasa
- hastayı hastaneye götürmek
- Yarasının dikişleri koptu dün öğleden sonra, Fransız Hastanesine kaldırdılar. - A. Gündüz
- (ölüm) tören yaparak ölüyü gömmek
- toplamak
- Anası, kardeşi ile hep beraber sofrayı kaldırdılar. - N. Cumalı
- alıp başka yere götürmek.
- 1943 yılı sonlarında Belediye Ragıpbey evini satın alarak hastahaneyi buraya kaldırdı ve şifa yurdu olması gerektiği halde bir ölüm döşeği olan ışıksız, nemli yapılardan kurtuldu.— 1944, Ekmel İZDEM, Dünkü - Bugünkü Akhisar, Ülkü Basımevi, s. 73
- uyandırmak
- Bir gece yanında mihman olduğum. Sabah oldu deyi kaldırdın beni. - Halk türküsü
- piyasadan çekmek
- İstifçilerin piyasadan kaldırdığı mallar.
- elin ulaşamayacağı yere koymak, saklamak
- Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin.
- kaçırmak
- Yakın köyden kaldırdığı bir yosmayı sarhoş etmekle meşguldü. - S. F. Abasıyanık
- iyi etmek, iyileştirmek
- Bu ilaç onu yataktan kaldırdı.
- bir şeyden çokça satın almak
- tayin etmek, atamak
- Günün birinde bu müdürü başka, daha önemli bir yere kaldırdılar, buraya da bir başka müdür getirdiler. - M. Ş. Esendal
- yok etmek, ortadan silmek
- Yeryüzünden hayali kaldırın, dünya bir taş ve toprak yığınından ibaret kalır. - O. S. Orhon
- uygun gelmek, yakışmak
- Bu kumaş fazla süs kaldırmaz.
- çalmak, aşırmak
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]dörtnala kaldırmak, el kaldırmak, kazan kaldırmak, ortadan kaldırmak, vücudunu ortadan kaldırmak,