hayat
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Köken
[düzenle]Osmanlı Türkçesi حیات sözcüğünden devralındı, Arapça حَيَاة (ḥayāh).
Ad
[düzenle]hayat (belirtme hâli hayatı, çoğulu hayatlar)
- (fizyoloji) Canlı, sağ olma durumu.
- yaşam
- "Hayat sahnesinde yetmiş üç yaşın basamaklarındayım." - Halit Fahri Ozansoy
- yaşantı:
- Köy hayatı. Gece hayatı.
- (toplum) Toplumsal, ekonomik, kültürel, tarihsel vb. koşulların belirlediği bir döneme, bir topluma veya bir işe özgü yaşama biçimi:
- "Uzun dualardan sonra bana denizcilik hayatını anlatmaya başladı." - Reşat Nuri Güntekin
- Geçim şartlarının bütünü:
- "Hayatımı yazılarımla kazanırım." - Halide Edip Adıvar
- Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma:
- Bu köyde hiç hayat yok.
- (din) kader
- Hayat onları bir türlü birleştirmedi.
- Yaşamayı sağlayan şartların bütünü:
- Ayda hayat yok.
- (edebiyat) Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi:
- Atatürk'ün hayatı.
Ad
[düzenle]- (halk ağzı, odalar) Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa.
- 1944: Ekmel İZDEM, 1944, Dünkü - Bugünkü Akhisar, sayfalar 94-95 , Ülkü Basımevi
- "Evin hayat denilen büyücek bir sofası ve müteaddit odaları mevcuttur."
- 2004: Ahmet BÜKE, 2004, İzmir Postası'nın Adamları, sayfa 68 , Kanat Yayınları
- "Evin hayatına sinen rakı kokusu seyrelirken, gün beyaz suların üzerinde doğdu."
- 1944: Ekmel İZDEM, 1944, Dünkü - Bugünkü Akhisar, sayfalar 94-95 , Ülkü Basımevi
- (mimarlık, halk ağzı) avlu
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]hayata atılmak, hayata bağlamak, hayata dönmek, hayata geçirmek, hayata gözlerini yummak, hayata gözlerini kapamak, hayata karıştırmak, hayata küsmek, hayat geçirmek, hayatı cehennem etmek, hayatı gitmiş, mematı kalmış, hayatı kaymak, hayatına girmek, hayatından çıkarmak, hayatını borçlu olmak, hayatını kazanmak, hayatının baharında olmak, hayatının baharını yaşamak, hayatını vermek, hayatını yaşamak, hayatını zehir etmek hayatını zehre çevirmek, hayatın sillesini yemek, hayatın sillesini yemek, hayat memat meselesi yapmak, hayat memat meselesi olmak, hayatta olmak, hayat vermek
Sözcük birliktelikleri
[düzenle]hayat adamı, hayatağacı, hayat arkadaşı, hayat boyu, hayat dersi, hayat dolu, hayat düzeyi, hayat felsefesi, hayat hikâyesi, hayat kadını, hayat kavgası, hayat mücadelesi, hayat okulu, hayat öpücüğü, hayat öyküsü, hayat pahalılığı, hayat seviyesi, hayat sigortası, hayat standardı, hayat şartları, hayat tarzı, abıhayat, bitkisel hayat, kaydıhayat, lüks hayat, ömrühayat, özel hayat, sosyal hayat, aile hayatı, bohem hayatı, cehennem hayatı, çalışma hayatı, düşünce hayatı, fikir hayatı, gece hayatı, iş hayatı, komün hayatı, yazı hayatı
Çeviriler
[düzenle]
|
Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "hayat" maddesi
Gagavuzca
[düzenle]Köken
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]- Heceleme: ha‧yat
Ad
[düzenle]hayat
- (fizyoloji) hayat
- Türkçe 2 heceli sözcükler
- Türkçe IPA okunuşu olan sözcükler
- Osmanlı Türkçesi kökenli Türkçe sözcükler
- Osmanlı Türkçesinden devralınan Türkçe sözcükler
- Türkçe sözcükler
- Türkçe adlar
- Türkçede fizyoloji
- Türkçede toplum
- Türkçede din
- Türkçede edebiyat
- Türkçe halk ağzı
- Türkçede odalar
- Türkçe kitaptan tanıklıklar
- Türkçede mimarlık
- Arapça kökenli Gagavuzca sözcükler
- Gagavuzca 2 heceli sözcükler
- Gagavuzca sözcükler
- Gagavuzca adlar
- Gagavuzcada fizyoloji