belli
Görünüm
| Ayrıca bakınız: Belli |
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Köken
[düzenle]- Eski Türkçe bel (bel) <-> bellemek
Ön ad
[düzenle]belli (karşılaştırma daha belli, üstünlük en belli)
- Beli olan
- 2004: Ahmet BÜKE, 2004, İzmir Postası'nın Adamları, sayfa 103 , Kanat Yayınları
- "Evdeki tek kadehi bulamıyorum. İnce belli çay bardağını indiriyorum."
- 2004: Ahmet BÜKE, 2004, İzmir Postası'nın Adamları, sayfa 103 , Kanat Yayınları
- Bilinmedik bir yanı olmayan: malum
- Hâlimiz, vaktimiz sizce belli. - Hüseyin Rahmi Gürpınar
- Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan; anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr
- Bu âzâde insanlarda her türlü adîliklerden uzak bir efendilik olduğu ne kadar da bellidir. - A. H. Çelebi
- Hani sen benim gibi ince belli sarışınları severdin? - N. Araz
- belirli
- Bu oyun çok kısa, belli bir temsil süresi doldurmuyor. - A. Ağaoğlu
Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]adı belli, belli başlı, belli belirsiz, belli etmek, belli olmak, karda yürüyüp izini belli etmemek
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "belli" maddesi
Lazca
[düzenle]Ad
[düzenle]belli
Türkmence
[düzenle]Ön ad
[düzenle]belli