bulmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Yazılışlar
[düzenle]Eylem
[düzenle]bulmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi bulur)




- arayarak veya aramadan, bir şeyle, bir kişi ile karşılaşmak
- Kafam her an bir konu bulmak için binbir çeşit şeye müracaat ediyor. - H. E. Adıvar
- bir şeyi elde etmek
- kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek
- Paramı buldum.
- varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek
- Sorunun cevabını 3 bulanlara minnet duyuyor, bazılarının boynuna sarılmak istiyordum...— Cantürk COŞKUN, “Minnettar”, Türk Dili, 892. sayı, s. 106
- ilk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek
- istenilen şeye kavuşmak, nail olmak
- Oğlanı buluruz diye çabalamışlar, nasip olmamıştı.— 2024, Mustafa KUTLU, Başkanın Adamları, Dergâh Yayınları, s. 12
- bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak
- İstanbula döndüğüm vakit, yaşım yirmi biri bulmuştu.— 1966, Reşat Nuri GÜNTEKİN, Damga, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, s. 31
- herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak
- Ben de bunu akıllıca buldum. - M. Ş. Esendal
- seçmek
- Bazen onlara yeni ve güzel kıyafetler buluyor. - H. E. Adıvar
- sağlamak, temin etmek
- Sen otur ye, ben yatarken, kendim bir şeyler bulur, yerim. - S. F. Abasıyanık
- cezaya uğramak
- Eden bulur.
- hatırlamak
- Bir türlü bulamadım caminin ismini dersem inanır mısınız? - S. F. Abasıyanık
- Bir şeyi belirlemek:
- "Süleyman bu Rum gencine bir de Müslüman isim buldu." - İsmail Metin
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]bula bula bunu bulmak, bula bula onu bulmak, bula bula birini bulmak, buldukça bunar, bulmuş da bunuyor, buldum bilemedim, bildim bulamadım, bulup buluşturmak