çalmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]çalmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi çalar)



- (kriminoloji) başkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak
- İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı. - F. R. Atay
- vurarak veya sürterek ses çıkartmak
- Birbiriyle bağlantısız, acemi seslere, ürperten, koygun gecelerin gecikmiş aydınlığını bir çırpıda alıp getiren, insana şu dünyada bağlama çalmak dahil her şeyi becerebileceğini düşündürten bir ses karışıyor:— 2026, Ethem Baran, Kırkikindiler Bittiğinde, İletişim Yayınları, s. 11
- (müzik) bir müziği dinlemeyi sağlayan aleti çalıştırmak
- Fevkalade zekidir, iyi dans eder, piyano çalar, tenis oynar, ata biner, avcıdır, kayakçıdır. - R. H. Karay
- ses çıkarmak, ses vermek
- fâtih’te yoksul bir gramofon çalıyor/eski zamanlardan bir cuma çalıyor— 1960, Attilâ İlhan, Ben Sana Mecburum, Ataç Kitabevi, s. 75
- atmak, çarpmak, vurmak
- üzerine sürmek
- Ekmeğin üzerine yağ çaldı.
- bozmak, zarar vermek
- kumaşın bir parçasını kesmek
- madeni oymak, kalemle işlemek
- benzemek, andırmak
- Soğuk bir hava... Laciverte çalan yıldızı az bir gökyüzü.— 1997, Altay MARTI, “Zihni Bey”, Öküz, 32. sayı, s. 20
- zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak
- süpürmek, temizlemek
- Tozu çalmak.
- Kapıya vurarak ses çıkarmak, kapıyı açmasını istemek.
- Yukarıya çıkıp odanın kapısını çaldım.— 2020, Mehmet EROĞLU, Yarım Kalan Yürüyüş, İletişim Yayınları, s. 29
- kibrit benzeri ateş yakmaya yarayan aracı sürterek ateş yakmak
- Samanlığa koşup kibriti çaldı.— 1996, Faruk EREM, Bir Ceza Avukatının Anıları, Çark Kitabevi Yayınları, s. 74
Deyimler
[düzenle]ağzına bir parmak bal çalmak, ayıya kaval çalmak, birbirine çalmak, borusunu çalmak, etekleri zil çalmak, felekten bir gün çalmak, her telden çalmak, kara çalmak, yerden yere çalmak, yoğurt çalmak