İçeriğe atla

atmak

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]
  • Heceleme: at‧mak

Köken

[düzenle]

Eski Türkçe atmak (atmak)

Eylem

[düzenle]

atmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi atar)

Adam, taşı atıyor. (1)
Kaldırma masa atmışlar. (2)
  1. Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak.
    • Taşı suya atmak.
  2. Bir şeyi yere doğru bırakmak.
    • 2014: Ayfer Tunç, 2014, Dünya Ağrısı, sayfa 81 , Can Sanat Yayınları
      "Kibar "şuraya iki masa atsak da gelene gidene çay versek, üç beş kuruş kazanırız" demişti."
  3. Bir kimsenin ilişiğini kesmek.
  4. İçine koymak.
    • 2018: Semih ÖZTÜRK, 2018, Önce Dağlar Kar Tutacak, sayfa 66 , Varlık Yayınları
      "Engin! Uyan da iki lokma at ağzına."
  5. Rastgele bir kenara koymak.
  6. İp, halat, zincir gibi şeylerin bir ucunu ulaştırmak.
    • Vapurdan iskeleye attılar.
  7. Bir yerden başka bir yere taşımak.
    • Hazır araba varken eşyayı eve atalım.
  8. Sille, tokat vurmak.
  9. Top, tüfek vb. silahları patlatmak.
    • 1996: Faruk EREM, 1996, Bir Ceza Avukatının Anıları, sayfa 56 , Çark Kitabevi Yayınları
      "Baba, oğluna silahı verdi, at dedi"
  10. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak.
    • Ona üç kurşun attı, vuramadı.
  11. Bir işi ertelemek.
    • Bu konunun tartışılmasını gelecek haftaya attılar.
  12. Örtünüp korunmak için bir şeyi üzerine almak.
    • "Yahya Kemal ise onu kendi gibi bir afete vurgun birisi olarak niteledikten sonra sırtına kızıl bir şal atarak kan rengine bürünmüş bir şekilde gösterir." - Nihat Sami Banarlı
  13. Suç vb.ni bir başkasına yüklemek.
    • Suçu onun üzerine attılar.
  14. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak.
  15. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak.
    • Bu lüzumsuz eşyayı atmalı.
  16. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek.
    • Şapka inkılabıyla fesi attık.
  17. Çıkarmak, dışarıya vermek.
    • Yabancı cisimleri vücut atar.
  18. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak.
    • Köprüyü dinamitle attılar.
  19. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak.
    • Pamuğu atmak.
  20. Herhangi bir nesnenin üzerindeki boya dağılmadan yarılmak.
  21. Yapışık olduğu yerden ayrılmak.
  22. Kalp, nabız vurmak, çarpmak.
  23. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak.
    • Sıcak basınca sırtındaki ceketi attı.
  24. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak.
  25. Değerini eksiltmek.
  26. Yazılmış bir şeyi göndermek, yollamak.
    • Mektup atmak.
  27. Birini terk etmek.
  28. (argo) Kendi istediği gizli bir yere götürmek.
    • "Gözüne kestirdiği erkeği tavlayıp resmen oraya atarmış." - Attilâ İlhan
  29. (argo) Yalan veya abartmalı söz söylemek.
    • Gene atmaya başladı.
  30. (argo) Bilmeden, kestirerek söylemek.
    • Bilgi yarışmasında attı ama tutturamadı.
  31. (teklifsiz konuşma, yemek içmek) İçki içmek.
    • "Şimdi arzu buyrulursa dostluğumuzu takviye için şöyle bir iki kadeh atalım." - Nâzım Hikmet

Çekimleme

[düzenle]

Deyimler

[düzenle]

atıp tutmak, atıyorum, atma Recep, din kardeşiyiz, atsan atılmaz, satsan satılmaz, attığı tırnağa değmemek, attığı tırnak kadar olamamak

Sözcük birliktelikleri

[düzenle]

kullanat, füzeatar, kazaratar, kükürtatar, roketatar, atardamar

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]

Türkmence

[düzenle]

Eylem

[düzenle]

atmak

  1. atmak
  2. ateş etmek, vurmak