atmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Eski Türkçe atmak (atmak)
Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]atmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi atar)









- Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak.
- Taşı suya atmak.
- Bir şeyi yere doğru bırakmak.
- Kibar "şuraya iki masa atsak da gelene gidene çay versek, üç beş kuruş kazanırız" demişti.— 2014, Ayfer Tunç, Dünya Ağrısı, Can Sanat Yayınları, s. 81
- Bir kimsenin ilişiğini kesmek.
- İçine koymak.
- Engin! Uyan da iki lokma at ağzına.— 2018, Semih ÖZTÜRK, Önce Dağlar Kar Tutacak, Varlık Yayınları, s. 66
- Rastgele bir kenara koymak.
- İp, halat, zincir gibi şeylerin bir ucunu ulaştırmak.
- Vapurdan iskeleye attılar.
- Bir yerden başka bir yere taşımak.
- Hazır araba varken eşyayı eve atalım.
- Sille, tokat vurmak.
- Top, tüfek vb. silahları patlatmak.
- Baba, oğluna silahı verdi, at dedi— 1996, Faruk EREM, Bir Ceza Avukatının Anıları, Çark Kitabevi Yayınları, s. 56
- Silahın performansı o kadar hoşuma gitmişti ki, attıkça atıyordum, kaç mermi yaktığımı bilmiyorum, ellerim barut kokuyordu, rugan ayakkabılarım tozlanmıştı, uzun uzun sildim onları.— 2014, Emrah POLAT, Alocu Tilki'nin Serencamı, İletişim Yayınları, s. 77
- Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak.
- İstediğin zaman, rasladığın yerde / Kıyasıya olmalı beni vuruşun / Kanım günlerce akmalı caddelerde / Tam kalbime değmeli attığın kurşun.— 1997, Ümit Yaşar OĞUZCAN, Acılar Denizi, 10. baskı, Özgür Yayınları, s. 47
- Bir işi ertelemek.
- Bu konunun tartışılmasını gelecek haftaya attılar.
- Örtünüp korunmak için bir şeyi üzerine almak.
- "Yahya Kemal ise onu kendi gibi bir afete vurgun birisi olarak niteledikten sonra sırtına kızıl bir şal atarak kan rengine bürünmüş bir şekilde gösterir." - Nihat Sami Banarlı
- Suç vb.ni bir başkasına yüklemek.
- Suçu onun üzerine attılar.
- Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak.
- İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak.
- Bu lüzumsuz eşyayı atmalı.
- Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek.
- Şapka inkılabıyla fesi attık.
- Çıkarmak, dışarıya vermek.
- Yabancı cisimleri vücut atar.
- Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak.
- Köprüyü dinamitle attılar.
- Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak.
- Pamuğu atmak.
- Herhangi bir nesnenin üzerindeki boya dağılmadan yarılmak.
- Yapışık olduğu yerden ayrılmak.
- Kalp, nabız vurmak, çarpmak.
- Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak.
- Sıcak basınca sırtındaki ceketi attı.
- Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak.
- Değerini eksiltmek.
- Yazılmış bir şeyi göndermek, yollamak.
- Mektup atmak.
- Birini terk etmek.
- (argo) Kendi istediği gizli bir yere götürmek.
- Sanki işin içinde bir anormallik varmış, sanki eve hiç kız atmamışmış gibi davranması anlamsızlığın dik alasıydı.— 2004, Pınar KÜR, Küçük Oyuncu, Everest Yayınları, s. 44
- (argo) Yalan veya abartmalı söz söylemek.
- Gene atmaya başladı.
- (argo) Bilmeden, kestirerek söylemek.
- Bilgi yarışmasında attı ama tutturamadı.
- (teklifsiz konuşma, yemek içmek) İçki içmek.
- Birer duble rakı attık. Aslında ben bir atana kadar Tavşan üç duble attı.— 1997, Oktay GÜZELOĞLU, Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz, Hiç Yayınları, s. 63
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]atıp tutmak, atıyorum, atma Recep, din kardeşiyiz, atsan atılmaz, satsan satılmaz, attığı tırnağa değmemek, attığı tırnak kadar olamamak
Türetilmiş kavramlar
[düzenle]kullanat, füzeatar, kazaratar, kükürtatar, roketatar, atardamar
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]Türkmence
[düzenle]Eylem
[düzenle]atmak