yatmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Eski Türkçe [alfabe isteniyor] (yat-, “1. yaymak, sermek [geçişli f.], 2. uyumak (geçişsiz f.)”) fiilinden.
Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]



yatmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi yatar)
- bir yere veya bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak
- Dörtnala giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak. - N. Hikmet
- uyumak veya dinlenmek için yatağa girmek.
- Uyanırsınız, gün yanı başınızda hazırdır, yatmaya gidersiniz gece yanı başınızda hazırdır ama hangisiyle hazırdır.— Durmuş BEYAZIT, 2026, “Yol Üstünde”, Türk Dili, 893. sayı, s. 52
- yatay veya yataya yakın bir duruma gelmek, eğilmek
- Rüzgârdan bütün ekinler yattı. Gemi sağa yattı.
- geceyi geçirmek üzere bir yerde kalmak
- Bu gece nerede yatacağız?
- boş yere beklemek
- Hakikaten Ürdün bandıralı bir gemi limanda yatıyordu.— Mehmet EROĞLU, 2020, Yarım Kalan Yürüyüş, s. 235, İletişim Yayınları
- işlemez, çalışmaz durumda kalmak
- Gemi limanda yatıyor.
- bir özellik kazanmak için bir şeyin içinde beklemek
- Turşu sirkede yatıyor.
- (cezaevi) Belli bir süreyi cezaevinde geçirmek.
- Yahu sen ne diyorsun, burada, bu koğuşta, bu Nurilerin arasında, zorla kendi öz kızının ırzına geçmekten yatan bile var be.— Erdal Öz, 1983, 10. baskı, Yaralısın, s. 183, Can Sanat Yayınları
- (hastane) Belli bir süreyi hastanede geçirmek.
- Hastanenize evvelsi akşam getirilen yaralı. Bir dakika... Üç yüz altıda yatıyormuş.— Mehmet EROĞLU, 2020, Yarım Kalan Yürüyüş, s. 33, İletişim Yayınları
- (ölüm) ölünün gömülmüş olması.
- O gün, onu hısım, akraba hep birden bir eski camiin avlusundaki küçük bir mezarlığa götürmüşler, orada henüz düzeltilmemiş bir toprak yığını göstererek, annen burada yatıyor, demişlerdi.— Ahmet Hamdi TANPINAR, 2022, 39. baskı, Huzur, s. 39, Dergâh Yayınları
- düz duruma gelmek, düzleşmek
- Kumaş iyice ütülenince yattı.
- (cinsel ilişki) cinsel ilişkide bulunmak.
- Onunla yatmayı, sevişmeyi, bu anlamda birlikte olmayı düşleyemiyordu bile.— Murathan Mungan, 2011, Beşpeşe, s. 29, Metis Yayınları
- bir düşünceyi veya bir öneriyi benimsemek, razı olmak
- heves etmek, eğilmek
- Çalı süpürgelerinin kırmızı çiçeklerindeki bal kokusuna yatmışlardı. - S. F. Abasıyanık
- bulunmak, var olmak
- Her ayrıcalık hevesinin kökeninde bir kompleks, bir göstermecilik duygusu yattığı görülür. - H. Taner
- olumsuz veya başarısız sonuç almak
- Takım bu sezon yattı.
- işsiz kalmak, çalışmamak
- bilerek yenilmek, şike yapmak
Çekimleme
[düzenle]Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]aklı yatmak, çamura yatmak, sırt üstü yatmak, yan gelip yatmak