İçeriğe atla

boş

Vikisözlük sitesinden
Ayrıca bakınız: bos

Türkçe

[düzenle]

Belirteç

[düzenle]

boş

  1. habersiz, hazırlıksız biçimde
    • Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım. - O. Pamuk

Ön ad

[düzenle]
Market rafı boş (1)
Boşları mutfak tezgâhına dizdim (3)

boş (karşılaştırma daha boş, üstünlük en boş)

  1. içinde üstünde hiç kişi veya hiçbir şey bulunmayan, dolu karşıtı
    • Yaralı kaymakamla iki emir eri de boş kalan kompartımana rahatça yerleştiler. - A. Gündüz
  2. görevlisi olmayan, münhal
    • Boş kadro.
  3. yapılacak işi olmayan, işsiz
    • Bugün sabah boşum, gelebilirsin.
  4. kullanıldıktan sonra içinde bir şey bulunmayan, kirli
    • Tam bu sırada yanlarından elindeki tepside boşlarla ortalıkçı bir çocuk geçmektedir. - T. Buğra
  5. (mecaz) anlamsız
    • Bütün bunlar güneşli ve rüzgârlı bir günün boş vaatleri miydi? - N. Hikmet
  6. (mecaz) bilgisiz
    • Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar. - S. F. Abasıyanık5.
  7. bir işe yaramayan, yararsız
    • Yaşlı başlı insanlarız, dedi. Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz. - R. N. Güntekin

Söyleniş

[düzenle]
IPA(anahtar): /boʃ/


Atasözleri

[düzenle]

Deyimler

[düzenle]

boş kâğıdı, boş laf

Çeviriler

[düzenle]

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]

Türk Dil Kurumuna göre "boş" maddesi

Azerice

[düzenle]

Ön ad

[düzenle]

boş

  1. boş

Gagavuzca

[düzenle]

Köken

[düzenle]
Eski Türkçe bosh

Ön ad

[düzenle]

boş

  1. boş

Türkmence

[düzenle]

Ön ad

[düzenle]

boş

  1. boş, boşuna, nafile