koymak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]koymak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi koyar)




- bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek
- yorgun başını üşümüş yastığına koyuyor musun/uyuyor musun— 1960, Attilâ İlhan, Ben Sana Mecburum, Ataç Kitabevi, s. 68
- bir kişiyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak
- O kadar etkilenmiş ki beni de işe koymak için onlarla tanıştırmaya götürüyordu." - Mehmet Emin Yeşil
- Gitmesine engel olmamak, gitmesine izin vermek; bırakmak.
- İçeri kimseyi koymuyorlar.
- katmak, eklemek
- Mal üstüne mal koymak için içi giden bir kişidir. - Salâh Birsel
- İmza, tarih, adres yazmak.
- Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak
- Orduda yaşayan manevi kuvveti de meydana koyuyor. - Ruşen Eşref Ünaydın
- (duygular) Etkilemek, dokunmak.
- "Kendisinden yakışıklı ve ünlü olan bir adam için terk edilmiş olmak koyuyor olmalı ona." - İnci Aral
- bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak.
- Giderlerini iki ay içinde yerine koydu. - Necati Cumalı
- bırakmak, terk etmek
- çay hazırlamak üzere su kaynatmak
- Apo, idare binasındaki küçük tüpe çay koymuştu.— 2015, Emrah POLAT, Köpek Adamlar, İletişim Yayınları, s. 28
- (internet jargonu) Bir ağ sayfasına fotoğraf yüklemek
- Instagram'a her dakika yeni bir görüntü koyuyor.— 2018, Ayfer Tunç, Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura, Can Sanat Yayınları, s. 63
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]bir yastığa baş koymak, cendereye koymak, gönül koymak, ısıtıp ısıtıp önüne koymak, kundak koymak, posta koymak, rafa koymak
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]Eski Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]- koymak
- koyuvermek
- bırakmak
- dökmek
- çalkamak