yetmek
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]- Heceleme: yet‧mek
Eylem
[düzenle]yetmek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi yeter)
- Bir gereksinimi karşılayacak, giderecek nicelikte olmak.
- "Gökçimen’in insanlarına, hayvanlarına yeter iyi kötü." - Fakir Baykurt
- Yeterli sebep olmak.
- "İlkin uzak ve belirsiz fısıltılar biçiminde kulağına gelen sesler, onu uykusundan uyandırmaya yetmişti, çok uzaktan belli belirsiz nal sesleri duyuyordu." - Murathan Mungan
- Kötü bir davranış, durum, tutum yeterli olmak, kâfi gelmek.
- Bu zulüm artık yeter!
- Başkasına gereksinim duymamak, kendine yeter olmak.
- "Kendiyle dolu, kendine yeten, olgun ve aydın bir insanın değil bir günü, bazen bir saati bile yüz binlerce lira değerinde olabilir." - Haldun Taner
- (halk ağzı) Bir yaşa erişmek, ulaşmak.
- "At dört, kız on beşe yettiği zaman / Severim kır atı bir de güzeli" - Dadaloğlu
Çekimleme
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]çeviriler
Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "yetmek" maddesi