dikmek
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]dikmek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi diker)



- Bir cismi dik olarak durdurmak.
- Bir yere direk dikmek.
- Yetiştirmek için bir bitkiyi toprağa yerleştirmek.
- "Boş toprağa bir koru dikseniz otuz yılda gölge verir." - Falih Rıfkı Atay
- Bardak, kadeh, testi vb. kapların içindekini bir çırpıda, bir solukta içmek.
- "Doldurmasıyla kadehini dikmesi, gözünü kırpmadan tek yudumda devirmesi bir oluyor." - Attilâ İlhan
- Biçilmiş veya yırtılmış kumaş, deri, yara vb.ni iğneye geçirilmiş iplikle tutturmak.
- Giysi dikmek.
- Biçilmiş kumaş veya deri parçalarını) İğne iplikle birbirine tutturmak suretiyle giyilecek veya kullanılacak bir şey meydana getirmek.
- Kocasının ve çocuğunun üstünü başını diker (Burhan Felek).
- Beklemek için birini bir şeyin başına getirmek.
- "O günden sonra kapıya diktiği bir bekçiye iş çıkışları işçilerin üstlerini arattı." - Lâtife Tekin
- Top, taş vb.ni dikine havaya atmak.
- Yapı kurmak, inşa etmek.
- Top vb.ni oyun alanında belirli bir yere koymak.
- Oyuncu topu penaltı noktasına dikti.
Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]çeviriler
|
Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "dikmek" maddesi
- Kubbealtı Lugatı: "dikmek"
Türkmence
[düzenle]Eylem
[düzenle]dikmek
Kaynakça
[düzenle]- Atacanov, Ata (1922). Türkmendolu Yir Sözlüğü.