bakmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Osmanlı Türkçesi باقمق (bakmak) sözcüğünden. Bu da Eski Türkçe [alfabe isteniyor] (bakmak, “bakmak, gözlemek”) fiilinden.
Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]bakmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi bakar)



- (hizmetler) bakışı bir şey üzerine çevirmek
- Zamanla nasıl değişiyor insan. Hangi resmime baksam ben değilim. - C. S. Tarancı
- aramak
- bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak
- Limana bakan penceresinden deniz görünürdü. - O. V. Kanık
- bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek
- beslemek, geçindirmek
- Hayır, artık bakamıyorum.— 2020, Mehmet EROĞLU, Yarım Kalan Yürüyüş, İletişim Yayınları, s. 59
- bir işi birinden beklenmek
- Evin bütün işleri bana bakıyor.
- hastayı muayene etmek
- Annesi, ayağa baksın diye doktora âdeta yalvarıyor.— 2015, Emrah POLAT, Köpek Adamlar, İletişim Yayınları, s. 10
- tedavi etmek için ilgilenmek
- denemek, incelemek, yoklamak
- Git bak bakalım, evdeler mi? Şu hesaba sen de bak. Yemeğin tadına bakar mısınız?
- bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
- Pasaport işine polis bakar.
- ilgilenmek
- Baktılar, ettiler, ilaç, tedavi, faydası olmadı. - E. Bener
- meşgul olmak, uğraşmak
- Çocuğum, sen derslerine bak.
- yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
- Bu iş beş bin liraya bakar.
- korumak, gözetmek
- renklerde benzemek, andırmak
- Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor.
- anlamak, farkına varmak
- Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez. - M. Ş. Esendal
- başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak
- Yemeğini yemene bak! Vaktini boş geçirmemeye bak!
Çekimleme
[düzenle]Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]Türetilmiş kavramlar
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]Türkmence
[düzenle]Eylem
[düzenle]bakmak