İçeriğe atla

dayanmak

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Eylem

[düzenle]

dayanmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi dayanır)

Kadın, yanındaki nesneye dayanmış (1)
  1. bir yere yaslanmak, kendini dayamak
    • Odalardan birinde köşeye dayanmış bir adam, sanki sızmış gibi görünüyor. - M. Ş. Esendal
  2. bir şeyin üzerinde kurulmuş olmak
    • Karşılıklı bilmece sormaya dayanan seyirlik oyunlar da vardır. - M. And
  3. (mecaz) zarar görmemek, varlığını korumak, hasar görmemek
    • Bu gemi fırtınaya iyi dayanır.
  4. (mecaz) varmak, ulaşmak
    • Bu haber ortalığa yayılır yayılmaz banknotlarını kapan bankaya dayanıyor. - Y. Z. Ortaç
  5. (mecaz) bütün gücünü kullanarak bir işi yapmak
    • İki genç, kırarcasına küreklere dayandılar. - Halikarnas Balıkçısı
  6. (mecaz) bir iş sonunda birinin veya bir şeyin üzerinde kalmak
    • Bu proje sonunda bize dayanacak.
  7. (mecaz) birinden, bir şeyden güç almak, güvenmek, istinat etmek
    • Laikliği korumak için kanun kuvvetine mi, eğitim ve telkin kuvvetine mi dayanmalıyız? - F. R. Atay
  8. (mecaz) uzun süre kullanılmaya uygun olmak
    • Bu kumaş çok dayandı.
  9. (mecaz) tutunmak, karşı durmak, karşı koymak, mukavemet etmek
    • Merkezde Akhisar'ın, Bergama'nın da henüz dayandığını öğrendiler. - N. Cumalı
  10. yetişmek, yeter olmak
  11. (mecaz) güç bir duruma katlanmak, çekmek, sabretmek, tahammül etmek
    • Kazılmış mezarın önüne geldiklerinde daha fazla dayanamayıp oracığa çöktü. - İ. O. Anar


Deyimler

[düzenle]

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]