dönmek
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]


dönmek (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi döner)
- kendi çevresinde ya da başka bir şeyin etrafında hareket etmek
- İçeride anahtarın acı bir gıcırtıyla döndüğünü duydum. - Yusuf Ziya Ortaç
- geri gelmek, geri gitmek
- Bu düşünceden kurtulmak için tekrar hastabakıcı meselesine döndü.— Ahmet Hamdi TANPINAR, 2022, 39. baskı, Huzur, s. 12, Dergâh Yayınları
- yönelmek
- Babam birdenbire bana döndü. - Sait Faik Abasıyanık
- sapmak
- Gülümseyerek bir köşeyi döndü. - Peyami Safa
- bir şeyi andıracak duruma girmek, benzemek
- Biz kahveden çıkarken kar tipiye dönüyordu.— Semih ÖZTÜRK, 2018, Önce Dağlar Kar Tutacak, s. 29, Varlık Yayınları
- sınıfta kalmak
- Çocuk çalışmazsa bu yıl döner.
- durumdan duruma geçmek, değişmek, olduğundan daha değişik bir durum almak, benzemek
- 'Erkekler tekaüt olunca çocuğa dönüyorlar. - Reşat Nuri Güntekin
- belirli bir yerde dolaşmak
- kendini bir yandan bir yana çevirmek
- Yatağında sabaha kadar dönüp durdu.
- yöneltilmek, düzene koyulmak, çekip çevrilmek
- "Her kadehin vergisini verirsem burası döner mi sanıyorsun?" dedi, üstünden zamanın rüzgârı geçmiş bomboş restoranı işaret ederek.— Ayfer Tunç, 2018, Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura, s. 231, Can Sanat Yayınları
- söz konusu etmek, hatırlamak
- Biz yine onun gençliğine, lise öğretmeni olduğu zamana dönelim. - Haldun Taner
- bırakılan bir konu veya işe başlamak
- (mecaz) hileyle, gizlice yapılmak
- Burada bir şeyler oluyor, bir şeyler dönüyor ama anlayamıyorum. - Refik Halit Karay
- (din) inanç, din veya düşüncesini değiştirmek
- Annesinin İtalyan Yahudisiyken döndüğünü söylemişti. - Ömer Seyfettin
Çekimleme
[düzenle]Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]ağlama duvarına dönmek, başı dönmek, deliye dönmek, divaneye dönmek, dut yemiş bülbüle dönmek, dönüp dolaşmak, dönüp geriye bakmak