salmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Heceleme
[düzenle]- Heceleme: sal‧mak
Eylem
[düzenle]salmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi salar)
- bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek
- Derhâl kapının zincirini salıvererek kanadı arkasına kadar açtı. - E. E. Talu
- yollamak, göndermek
- Beni bakkala saldılar.— Ahmet BÜKE, 2004, İzmir Postası'nın Adamları, s. 55, Kanat Yayınları
- koymak, katmak
- Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız. - R. H. Karay
- sürmek
- Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı. - R. E. Ünaydın
- uğratmak
- Başını derde salmak.
- vergi yüklemek
- Ona elli bin lira salmışlar.
- üzerine yürütmek
- Tazıyı tavşana salmak.
- saldırmak
- Aç kurt, yılana da salar, taşa da, dedi. - M. Ş. Esendal
- sarkıtmak
- Soğutmak için kuyuya su kabı saldı.
- (denizcilik) geminin demir üzerinde dört yana dönmesi3
- bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek
- (fizik, kimya) ışın, erke, tanecik demetleri verip göndermek
Deyimler
[düzenle]dal budak salmak, göbek salmak, kök salmak, sal çayıra, Mevlam kayıra