İçeriğe atla

dolu

Vikisözlük sitesinden
Ayrıca bakınız: dolů, boş

Türkçe

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Eski Türkçe tolu

Yazılışlar

[düzenle]
دولو‎

Söyleniş

[düzenle]

dolu (belirtme hâli doluyu, çoğulu dolular)

Dolu
  1. (meteoroloji) Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü.
    • eş anlamlısı: kırcı
    • Dolu ekinlerini vurmuşsa bir yıl aç demekti. - T. Buğra

Çekimleme

[düzenle]

Ön ad

[düzenle]

dolu

Dolu bir bardak. (1)
Tanklarla dolu bir salon. (2)
Dolu bir kayık. (3)
Dolu bir silah. (6)
  1. İçi boş olmayan.
  2. Bir yerde sayıca çok.
    • Dağda keklik dolu.
  3. (Ulaşım araçlarında ya da salon gibi yerlerde) Boş yeri olmayan.
    Haftaya pazartesiye kadar bütün uçaklar dolu. - A. İlhan
  4. (zaman) Boş vakti olmayan.
    • eş anlamlısı: meşgul
    • Perşembeye kadar her gün doluyum.
  5. (iş, uğraş, olay vb. durumlar için) Çok olan.
  6. (ateşli silahlar) Mermisi koyulmuş olan.
    • Tabanca doludur, dikkat edin.
  7. Tornacılıkta delik açılmamış gereç.
  8. (mecaz) Bir duygunun güçlü etkisinde olan.
  9. (eskimiş, kaplar, mecaz) İçi doldurulmuş bardak.

Atasözleri

[düzenle]

Deyimler

[düzenle]

gözleri dolu dolu olmak kemeri dolu olmak

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

doludizgin, dolu serpme, bir dolu, deli dolu, hayat dolu, yaşam dolu, yüreği dolu

Çeviriler

[düzenle]
yağış türü
ön ad

Kaynakça

[düzenle]
  • Kubbealtı Lugatı'nda "DOLU :"
  • Nişanyan Sözlük'te: dolu.


Azerice

[düzenle]

Ön ad

[düzenle]

dolu

  1. dolu
  2. komple