dolu
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Yazılışlar
[düzenle]- دولو
Söyleniş
[düzenle]Ad
[düzenle]dolu (belirtme hâli doluyu, çoğulu dolular)

- (meteoroloji) Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü.
- eş anlamlısı: kırcı
- Dolu ekinlerini vurmuşsa bir yıl aç demekti. - T. Buğra
Çekimleme
[düzenle]Ön ad
[düzenle]dolu




- İçi boş olmayan.
- Bir yerde sayıca çok.
- Dağda keklik dolu.
- (Ulaşım araçlarında ya da salon gibi yerlerde) Boş yeri olmayan.
- eş anlamlısı: paket
- Haftaya pazartesiye kadar bütün uçaklar dolu. - A. İlhan
- (zaman) Boş vakti olmayan.
- eş anlamlısı: meşgul
- Perşembeye kadar her gün doluyum.
- (iş, uğraş, olay vb. durumlar için) Çok olan.
- (ateşli silahlar) Mermisi koyulmuş olan.
- Tabanca doludur, dikkat edin.
- Tornacılıkta delik açılmamış gereç.
- (mecaz) Bir duygunun güçlü etkisinde olan.
- (eskimiş, kaplar, mecaz) İçi doldurulmuş bardak.
Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]Türetilmiş kavramlar
[düzenle]doludizgin, dolu serpme, bir dolu, deli dolu, hayat dolu, yaşam dolu, yüreği dolu
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]
Azerice
[düzenle]Ön ad
[düzenle]dolu
- dolu
- komple