kabarmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Heceleme
[düzenle]- Heceleme: ka‧bar‧mak
Eylem
[düzenle]kabarmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi kabarır)




- ağırlığın artmadan hacmin büyümsei
- Ekmek iyi kabardı.
- yağışlardan veya kaynamaktan taşmaya yüz tutmak
- Çay birdenbire kabararak şosenin rampalarını aşar ve epeyce zararlara sebep olur. - R. N. Güntekin
- niceliği artmak, büyümek
- Masraf kabardı.
- şişmek, genişlemek
- İhtiyarın zayıf damarları kabarmış kıllı elleri dizlerinin üstündeydi. - P. Safa
- hayvanların tüylerinin dikilmesi
- kumaş üzerinde tüyler oluşması, havlanmak
- Bu kumaş çabuk kabardı.
- ıslanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak
- Masanın kaplaması kabardı.
- Dolabın boyası kabardı.
- denizin dalgalanması, büyük dalgalar oluşması
- Bir rüzgâr esti denizin üstü kabardı— İlhan BERK, 1952, Günaydın Yeryüzü, s. 65, Yeditepe Yayınları
- bulanmak
- öfke, sevgi vb. duyguların gittikçe güçlenmesi
- Öfkesi kabaran Haydar, çaresizce somyaya oturdu.— Emrah POLAT, 2015, Köpek Adamlar, s. 54, İletişim Yayınları
- kafa tutmak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranmak
- (duygular) böbürlenmek, gururlanmak
- Kumandan, atını şahlandırarak hurra hurra diye kendisini alkışlayan keyifli halka boyun kırarak kabarıyordu. - Ö. Seyfettin
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "kabarmak" maddesi