bone

Vikisözlük sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Disambig.svg Ayrıca bakınız: Bone, Bône, boné, bóne, bône

Türkçe[düzenle]

Bir yüzme yarışı sırasında sporcunun taktığı bone.

Köken[düzenle]

Fransızca bonnet

Söyleniş[düzenle]

[düzenle]

bone (belirtme hâli boneyi, çoğulu boneler) bone -si

  1. (kıyafetler) Düz veya kıvrımlı her çeşit yumuşak kumaş gibi bir maddeden yapılan başlık.
    Yüzücünün yarışta taktığı bone çıktı.

Çekimleme[düzenle]

Kaynakça[düzenle]

Ek okumalar[düzenle]

İngilizce[düzenle]

Söyleniş[düzenle]

Köken 1[düzenle]

Orta İngilizce bon sözcüğünden nakledildi, o da Eski İngilizce bān (kemik, diş; bir uzvun kemiği) sözcüğünden nakledildi, o da Ana Cermence *bainą (bone) sözcüğünden nakledildi, o da *bainaz (straight), o da Ana Hint-Avrupa dili *bʰeyh₂- (burmak) sözcüğünden.
İskoç İngilizcesi bane ile eş asıllı, been, bean, bein, bain (bone), Kuzey Frizce bien (bone) , Frizce bien (bone) , Felemenkçe been (bone; leg) , German Low German Been ile eş asıllı, Bein (bone), Almanca Bein (leg) , Almanca Gebein (bones) , İsveççe ben (bone; leg) , Norveççe bilinmeyen bir ile eş asıllı and İzlandaca bein (bone) , Bretonca benañ (to cut, hew) , Latince perfinēs (break through, break into pieces, shatter) , Avestaca 𐬠𐬫𐬈𐬥𐬙𐬈(byente, they fight, hit) ile eş asıllı. Eski Norveççe beinn (straight, right, favourable, advantageous, convenient, friendly, fair, keen) (whence Orta İngilizce bain ile eş asıllı, bayne, bayn, beyn (direct, prompt), İskoç İngilizcesi bein ile eş asıllı, bien (in good condition, pleasant, well-to-do, cosy, well-stocked, pleasant, keen)), İzlandaca beinn (straight, direct, hospitable) , Norveççe bein (straight, direct, easy to deal with) ile alâkalıdır. bain, bein kelimesine bakınız.

Farklı yazılışlar[düzenle]

[düzenle]

A bone.

bone (sayılabilen ve sayılamayan, çoğulu bones)

  1. (fizyoloji, sayılamaz) kemik, sünük, süyek, üstühan
    • The British Museum Additional MS, 12,056 – Lanfranc of Milan (a1420). “Wounds complicated by the Dislocation of a Bone”, Lanfranc's "Science of cirurgie." (en). | isbn=1163911380 | baskı= | yayıncı=K. Paul, Trench, Trübner & Co | yer=London | editör=Robert von Fleischhacker | cilt= | sahife=63 | metin=Ne take noon hede to brynge togidere þe parties of þe boon þat is to-broken or dislocate, til viij. daies ben goon in þe wyntir, & v. in þe somer; for þanne it schal make quytture, and be sikir from swellynge; & þanne brynge togidere þe brynkis eiþer þe disiuncture after þe techynge þat schal be seid in þe chapitle of algebra.}}
  2. (sayılabilir) Kemikten yapılmış bir iç iskeletin bileşenlerinden her biri.
  3. (fizyoloji, ihtiyoloji) kılçık
  4. balığın kemiği; bir balık kemiği.
  5. kemik balığı
    • 2019: "Tres Bocas" by Scott Sadil, California Fly Fisher
      The reason I rarely fish for Mag Bay bones' with a 5-weight or 6-weight is the number of fish that can turn light stuff inside out. — Mag Bay'de nadiren 5 ya da 6 kilo ile kemik avlamamın sebebi, hafif şeyleri ters yüz edebilen balık sayısıdır.
  6. bir korse sert parçalarından her biri
  7. (müzik) ritm için kullanılan kemik parçası
  8. dantel işlemek için kemikten yapılan her şey.
  9. (mecaz) Herhangi bir şeyin çerçevesi.
  10. kemiksi bir renk.
  11. (ABD, gayriresmî) Amerikan doları.
  12. (Amerikan futbolu, gayriresmî) lades kemiği formasyonu.
  13. (argo) dik duran penis.
  14. (argo, çoğu zaman, çoğulda) domino veya zar.
    The Accountant had brought out already a box of dominoes, and was toying architecturally with the bones.  — Muhasebeci şimdiden bir kutu domino taşı çıkarmış ve mimarî şekilde dominolar ile oynuyordu.[1]
  15. (argo) esrarlı sigara.
    • 2006, Sean Conway, Gillis Huckabee (sahife 140)
      In between sets I took her outside, sat against a fence near the dumpster, and smoked a bone with her. — Setler arasında onu dışarı çıkardım, çöp kutusunun yanında bir çite oturdum ve onunla esrarlı sigara içtim.
  16. (mecâzî) mükâfat.
    • 1979, Pink Floyd, Nobody Home
      When I'm a good dog they sometimes throw me a bone in — İyi bir köpek olduğumda bazen bana kemik atarlar.
Eş anlamlılar[düzenle]
Üst kavramlar[düzenle]
Alt kavramlar[düzenle]

'

Türetilmiş kavramlar[düzenle]

'

Ek okumalar[düzenle]

Eylem[düzenle]

bone (üçüncü tekil kişi geniş zaman bones, şimdiki zaman boning, geçmiş zaman ve yakın geçmiş zaman boned)

  1. kemiklerini ayıklamak
  2. kemikle gübrelemek.
    • He cites an instance of land heavily boned 70 years ago as “still markedly luxuriant beyond any other grass land in the same district.” — 70 yıl önce gübreli bir arazi örneğini “aynı bölgedeki diğer bütün otlakların ötesinde hâlâ belirgin şekilde bereketli” olarak aktarıyor.[2]
  3. içine balina kemiği koymak.
    • Having my stays very fully boned and fitted with shoulder-straps. — Kalçalarım tamamen kemikli ve omuz askıları ile donatılmış.[3]
  4. (inşaat mühendisliği) düzlemek.
    boning rod
  5. (argo, genelde erkek için) cinsî ilişkiye girmek.
  6. (Avustralya, Aborijin kültüründe) Mağdura hastalık ve hatta ölüm getirmeyi amaçlayan bir ritüel olan "kemikle işaret etme" yapmak.
    • "You don't know!", Bony echoed. "You can tell me who boned me fifteen years ago on the other side of the world, and you can't tell me who killed the white-fella in the Crater". — "Bilmiyorsun!", diye tekrarladı Bony. "On beş yıl önce dünyanın diğer tarafında beni kimin "kemiklediğini" söyleyebilirsin ve Krater'deki beyaz adamı kimin öldürdüğünü söyleyemezsin."[4]
  7. (usually with "up") çalışmak
    bone up
    • "I know it. You do not study." "What's the use of boning' all the time! I wasn't cut out for it." — "Biliyorum, çalışmıyorsun." "Sürekli çalışmak ne işe yarar! Buna uygun değildim."[5]
  8. Botları parlak bir cilayla cilalamak.
    • "...the permanent boning (excessive polishing) of boots by recruits"  — "... acemiler tarafından botların kalıcı olarak cilalanması (aşırı cilalanması)"[6]
  9. Özellikle ödenmemiş bir borç için dırdır etmek.
Eş anlamlılar[düzenle]
Türetilmiş kavramlar[düzenle]

'

Ön ad[düzenle]

bone (karşılaştırılamaz)

  1. kemiksi renk.

Köken 2[düzenle]

Kökeni bilinmiyor; muhtemelen bir şekilde köken 1'den gelir.

Eylem[düzenle]

bone (üçüncü tekil kişi geniş zaman bones, şimdiki zaman boneing, geçmiş zaman ve yakın geçmiş zaman boneed)

  1. (geçişli, argo) To apprehend, steal.
    • Charles Dickens (1839). Nicholas Nickleby (en), 127.
    • William Roscoe Thayer (1915). The Life and Letters of John Hay (en).
    • J.R.R. Tolkien (1936). Songs for the Philologists (en).
    • Rebecca West (1942). Black Lamb and Grey Falcon (en), 802.

Köken 3[düzenle]

Fransızca bornoyer sözcüğünden nakledildi "bir gözle bakmak", o da borgne (tek gözlü).

Eylem[düzenle]

bone (üçüncü tekil kişi geniş zaman bones, şimdiki zaman boneing, geçmiş zaman ve yakın geçmiş zaman boneed)

  1. (doğramacılık, duvarcılık, ölçme) To sight along an object or set of objects to check whether they are level or in line.

Köken 4[düzenle]

trombone kelimesinin kırpılmış şekli

[düzenle]

bone (çoğulu bones)

  1. (argo) trombone kelimesinin kırpılmış şekli

Kaynakça[düzenle]

  1. Joseph Conrad (1899). “I”, Heart of Darkness (en).
  2. (July 9 1859) {{{başlık}}} (en), 758.
  3. {{{başlık}}} (en).
  4. Arthur Upfield (1962). The Will of the Tribe (en), 48.
  5. Burt L. Standish (1896). Frank Merriwell's Chums (en).
  6. F. van Zy. SADF National Service (1979-1980) (en).

Ek okumalar[düzenle]

  • İngilizce Vikipedi'de bone

Anagramlar[düzenle]