tanımak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]tanımak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi tanır)
- Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak
- Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak:
- "Onu bir de eski polisler tanır." - Sait Faik Abasıyanık
- Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak:
- İlhan BERK, 1952 Günaydın Yeryüzü, sayfa 62 , Yeditepe Yayınları
- "Neden bu huzursuzluk dünyada biliyor musun/Tutup biraz olsun tanımamışız birbirimizi"
- İlhan BERK, 1952 Günaydın Yeryüzü, sayfa 62 , Yeditepe Yayınları
- Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek:
- "Oğlan süngerlerin çeşidini zehir gibi tanıyordu." - Halikarnas Balıkçısı
- (hukuk) Varlığını kabul etmek.
- Boyun eğmek, yargısına uymak.
- Sorumlu bilmek:
- Ben arkadaşını tanımam, alacağımı senden isterim.
- Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek:
- Ona borcunu ödemesi için üç günlük bir süre tanıdım.
- Namını duymak
- Kabul ve tasdik etmek
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "tanımak" maddesi