uymak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]


Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]uymak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi uyar)
- Ölçüleri birbirini tutmak.
- "Ayakkabı ayağına iyi uydu."
- Renk, biçim vb. yönünden birbirini tutmak, uygun düşmek, uygun gelmek.
- "Kravat ceketine uymuş."
- Zevke, anlayışa uygun düşmek.
- "Sizin tutumunuz bizim görev anlayışımıza uyuyor."
- Bir inanca, bir anlayışa, bir duruma veya egemen bir güce uygun davranışta bulunmak.
- eş anlamlısı: riayet etmek
- "Şu acayip sevdaları bırak, muhite uy, zamana uy, hayatını mükemmel kazanırsın." — Peyami Safa
- Bağlı kalmak, tabi olmak.
- "Elbette yalan değil bir gün onu tramvaya bir ileriki duraktan binmeye razı ettiğimden beri ben ona uydum." — Sabahattin Kudret Aksal
- Uygun düşmek, münasip olmak.
- "Her cihette birbirine uyacak kadın erkek bulmak dünyada kabil değildir." — Hüseyin Cahit Yalçın
- Örnek kabul edip davranışlarını ona benzetmek. ≈ imtisal etmek
- eş anlamlısı: imtisal etmek
- Uyum sağlamak.
- eş anlamlısı: bağdaşmak
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]imama uymak, izine uymak, aklına uymak, ortama uymak, zamana uymak, cemaate uymak, tıpatıp uymak, nefsine uymak, şeytana uymak, araziye uymak, kafasına uymak, havasına uymak