İçeriğe atla

kemer

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Farsça

Söyleniş

[düzenle]

kemer (belirtme hâli kemeri, çoğulu kemerler)

Kemer (1)
Pantolonun kemeri, cebin üst yanında kalıyor. (2)
Kadın, kemerini takıyor. (3)
Kemer. (6)
  1. (giyim) Bele dolayarak toka ile tutturulan, kumaş, deri veya metalden yapılan bel bağı.
    • "Nihat elinde tuttuğu kemeri denize fırlatıp attı." - Peyami Safa
  2. Etek, pantolon vb. giysilerin bele gelen bölümü.
  3. (otomotiv) emniyet kemeri.
  4. (kemikler) Kemiklerden oluşan yay biçimindeki yapı.
    • Kaş kemeri. Damak kemeri. Ayak kemeri.
  5. (jeoloji) Katmanlı kayaçlarda bir kıvrımın kabarık tepe yeri.
  6. (mimarlık) İki sütun veya ayağı birbirine üstten yarım çember, basık eğri, yonca yaprağı vb. biçimlerde bağlayan ve üzerine gelen duvar ağırlıklarını, iki yanındaki ayaklara bindiren tonoz bağlantı:
    • "Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filan hepsi tamamdı." - Oğuz Atay
  7. (eskimiş) Özellikle yolculukta kullanılan, üzerinde altın, para yerleştirmeye yarar gözleri olan meşin kuşak.

Çekimleme

[düzenle]

Atasözleri

[düzenle]

Ön ad

[düzenle]

kemer (karşılaştırma daha kemer, üstünlük en kemer)

  1. (')
  2. tümsekli.
    • Kemer burun.

Deyimler

[düzenle]

kemer sıkmak, kemerini sıkmak, kemeri dolu olmak

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

kemer bağlama, kemer gözü, kemer patlıcanı, bel kemeri, emniyet kemeri, hafifletme kemeri, su kemeri

Çeviriler

[düzenle]
çeviriler

Kaynakça

[düzenle]
  • Kubbealtı Lugatı'nda "KEMER :"
  • Nişanyan Sözlük'te: kemer.