İçeriğe atla

derin

Vikisözlük sitesinden
Ayrıca bakınız: Derin

Türkçe

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Eski Türkçe

Ön ad

[düzenle]

derin

  1. Dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan.
    • "Hatta gelirken otobüste dalmışım, rüyamda da yılanlarla dolu, derin bir kuyuya düştüm." - Adnan İsmailoğulları
  2. Yüzeyden içeri inen.
    • "Yüzlerindeki derin yara izleri bakanların üzerinde çok etkili oluyor ve korku uyandırıyordu." - Mustafa Karnas
  3. Kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan.
    • "Mevlâna gibi derin ve vectli bir insanın elinde ise belki en mütekâmil şeklini almış bulunuyordu." - Asaf Halet Çelebi
  4. yoğun.
    • "Henüz kapkaranlıktı dışarısı ve derin bir sessizlik içindeydi ev." - Ayşe Kulin
  5. Uzun süren.
    • "Bir iki derin nefesten sonra teneffüsünün ritmi düzeldi." - Peyami Safa
  6. (mecaz) ayrıntılı.
    • "Hangi limana varacağını bilmeyen gemiciye derin bir denizcilik bilgisinin faydası ne?" - İsmet Özel
  7. (mecaz) İçten gelen.
    • "Bir yandan da bundan derin bir utanç duyuyorum." - Adalet Ağaoğlu

derin (belirtme hâli derini, çoğulu derinler)

  1. dip
    • Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin. Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde. - Yahya Kemal Beyatlı

Deyimler

[düzenle]

derine inmek

Türetilmiş Kavramlar

[düzenle]

derin bakış, derin derin, derin devlet, derin dondurucu, derin soğutma, derin soğutucu, derin uyku, uykusu derin.

Çeviriler

[düzenle]
ön ad

Kaynakça

[düzenle]

Atasözleri

[düzenle]