derin
Görünüm
| Ayrıca bakınız: Derin |
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Köken
[düzenle]Ön ad
[düzenle]derin
- Dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan.
- "Hatta gelirken otobüste dalmışım, rüyamda da yılanlarla dolu, derin bir kuyuya düştüm." - Adnan İsmailoğulları
- Yüzeyden içeri inen.
- "Yüzlerindeki derin yara izleri bakanların üzerinde çok etkili oluyor ve korku uyandırıyordu." - Mustafa Karnas
- Kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan.
- "Mevlâna gibi derin ve vectli bir insanın elinde ise belki en mütekâmil şeklini almış bulunuyordu." - Asaf Halet Çelebi
- yoğun.
- "Henüz kapkaranlıktı dışarısı ve derin bir sessizlik içindeydi ev." - Ayşe Kulin
- Uzun süren.
- "Bir iki derin nefesten sonra teneffüsünün ritmi düzeldi." - Peyami Safa
- (mecaz) ayrıntılı.
- "Hangi limana varacağını bilmeyen gemiciye derin bir denizcilik bilgisinin faydası ne?" - İsmet Özel
- (mecaz) İçten gelen.
- "Bir yandan da bundan derin bir utanç duyuyorum." - Adalet Ağaoğlu
Ad
[düzenle]derin (belirtme hâli derini, çoğulu derinler)
- dip
- Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin. Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde. - Yahya Kemal Beyatlı
Deyimler
[düzenle]Türetilmiş Kavramlar
[düzenle]derin bakış, derin derin, derin devlet, derin dondurucu, derin soğutma, derin soğutucu, derin uyku, uykusu derin.