yakmak

Vikisözlük sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Türkçe[düzenle]

Eylem[düzenle]

yakmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi yakar) -ar

  1. kına, yakı vb.ni koymak, sürmek
  2. yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak
    Kendi sigarası için yaktığı kibriti bana uzattı. - F. R. Atay
  3. ateşle yok etmek
    Çöpleri yakmak.
  4. ışık vermesini sağlamak
    Mavi ışıklı ispirto lambalarını yakarlar. - S. F. Abasıyanık
  5. ısı etkisiyle zarar vermek
    Eteği ütülerken yaktı.
  6. keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek
    Biber ağzı yakar.
  7. yanıyormuş gibi bir etki yapmak
    Hekime daima şarabın midelerini yaktığından bahsederler. - F. R. Atay
  8. kurutmak, zarar vermek
    Fırtına ekinleri yakmıştı. - S. F. Abasıyanık
  9. çok sıcak olmak
    Bugün güneş yakıyor.
  10. karartmak
    Güneşte vücudunu yaktı.
  11. çok üşütmek
    Soğuk rüzgâr insanın yüzünü yakıyor.
  12. (tıp) tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak
  13. silahla vurmak
  14. yıkıma, zarara yol açmak, büyük zarara uğratmak, mahvetmek
    Gözü mavi, boyu kısa, kendi muhacir olmasın. Ne olursa olsun makbulüm. Aman bu üçüne dikkat et. Beni yakma. - Ö. Seyfettin
  15. güçlü sevgi uyandırmak
  16. zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek
    Biletini ve tatilini yaktı.
  17. türkü, ağıt vb. düzenlemek, bestelemek

Deyimler[düzenle]

Çeviriler[düzenle]


Kaynakça[düzenle]

Çağatayca[düzenle]

Eylem[düzenle]

  1. sirayet etmek, bulaşmak

Eski Türkçe[düzenle]

Eylem[düzenle]

  1. yaklaşmak
  2. dokunmak
  3. yakmak

Kaynakça[düzenle]

  • KÚNOS, Dr. Ignaz (1902). Şeyh Süleyman Efendi, Çağatayca-Osmanlıca Sözlük. Budapeşte: Section Orientale de la Société Ethnographique Hongroise.