yakmak

Vikisözlük sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Türkçe[düzenle]

Eylem[düzenle]

yakmak -ar

(I)
[1] kına, yakı vb.ni koymak, sürmek

Köken[düzenle]

Türkçe:

Deyimler[düzenle]

Kaynakça[düzenle]

Türk lehçeleri[düzenle]

Çeviriler[düzenle]

Eylem[düzenle]

yakmak -ar

(II)
[1] yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak
Kendi sigarası için yaktığı kibriti bana uzattı. - F. R. Atay
[2] ateşle yok etmek
Çöpleri yakmak.
[3] ışık vermesini sağlamak
Mavi ışıklı ispirto lambalarını yakarlar. - S. F. Abasıyanık
[4] ısı etkisiyle zarar vermek
Eteği ütülerken yaktı.
[5] keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek
Biber ağzı yakar.
[6] yanıyormuş gibi bir etki yapmak
Hekime daima şarabın midelerini yaktığından bahsederler. - F. R. Atay
[7] kurutmak, zarar vermek
Fırtına ekinleri yakmıştı. - S. F. Abasıyanık
[8] çok sıcak olmak
Bugün güneş yakıyor.
[9] karartmak
Güneşte vücudunu yaktı.
[10] çok üşütmek
Soğuk rüzgâr insanın yüzünü yakıyor.
[11] (tıp) tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak
[12] silahla vurmak
[13] yıkıma, zarara yol açmak, büyük zarara uğratmak, mahvetmek
Gözü mavi, boyu kısa, kendi muhacir olmasın. Ne olursa olsun makbulüm. Aman bu üçüne dikkat et. Beni yakma. - Ö. Seyfettin
[14] güçlü sevgi uyandırmak
[15] zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek
Biletini ve tatilini yaktı.

Türk lehçeleri[düzenle]

Çeviriler[düzenle]

Eylem[düzenle]

yakmak -ar

(III)
[1] Türkü, ağıt vb. düzenlemek, bestelemek

Türk lehçeleri[düzenle]

Çeviriler[düzenle]

Çağatayca[düzenle]

Eylem[düzenle]

[1] sirayet etmek, bulaşmak

Eski Türkçe[düzenle]

Eylem[düzenle]

[1] yaklaşmak
[2] dokunmak
[3] yakmak

Kaynakça[düzenle]

  • KÚNOS, Dr. Ignaz (1902). Şeyh Süleyman Efendi, Çağatayca-Osmanlıca Sözlük. Budapeşte: Section Orientale de la Société Ethnographique Hongroise.


Kaynakça[düzenle]