İçeriğe atla

sıcak

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Eski Türkçe ısı > ısıcak

Ön ad

[düzenle]

sıcak (karşılaştırma daha sıcak, üstünlük en sıcak)

(ön ad): Kadın, sıcak suda dinleniyor. (1)
(ön ad): Kahve o kadar sıcak ki tutmak için tutacak koymuşlar. (2)
(ad): Çöl, çok sıcak bir yerdir. (2) Buranın sıcaklığı, sağlığa zararlı olacak kadar yükselebilir. (1)
  1. Yakmayacak derecede ısısı olan, yakmayacak kadar ısı veren, soğuk karşıtı.
    •  Yorganın altında sıcak gözyaşları dökerek gecelerce beklemişti. - Orhan Kemal
  2. Isısı yüksek olan, çok ısınmış.
    •  "Kız kardeşim ikindiüzeri bana sıcak, limonlu bir çorba içirdi." - Aka Gündüz
  3. (mecaz) Dostça olan, sevgi dolu.
    •  Sıcak bir karşılama. Sıcak bir yuva.
  4. Aniden ve kendiliğinden ortaya çıkmış olan (haber, gelişme vb.).

Deyimler

[düzenle]

sıcak bakmak, sıcak basmak, sıcak bastırmak, sıcak olmak, sıcak yüz göstermek.

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

sıcak çekme, sıcak dalgası, sıcak haber, sıcak harp, sıcak içecek, sıcakkanlı, sıcak kuşak, sıcak para, sıcak renkler, sıcak savaş, sıcak sıcak, sıcak temas, sıcak yastık, sıcağı sıcağına, ara sıcak, eş sıcak, kanı sıcak, sarı sıcak, cehennem sıcağı


Çeviriler

[düzenle]

Ön ad

[düzenle]

sıcak (karşılaştırma daha sıcak, üstünlük en sıcak)

  1. (meteoroloji) Havadaki yüksek ısı.
    •  Bu sıcakta arada bir şeyler içip yemeden çalışılmıyor. - Necati Cumalı
  2. Sıcak yer.
    •  Burası bir makine dairesi kadar sıcaktı. - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  3. (halk ağzı) hamam.
  4. Aniden ve kendiliğinden ortaya çıkmış olan (haber, gelişme vb.).

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]

Atasözleri

[düzenle]

Gagavuzca

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Eski Türkçe

Ön ad

[düzenle]

sıcak

  1. sıcak