köşe
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Ad
[düzenle]köşe (belirtme hâli köşeyi, çoğulu köşeler)



- Birbirini kesen iki çizginin, iki düzlemin oluşturduğu açı; zaviye.
- Kutunun sivri köşesi
- (mimarlık) İki duvarın birleştiği girintili veya çıkıntılı yer:
- "Seniha Hanım parmağını odanın köşesine uzattı." - Peyami Safa
- İki sokağın veya caddenin kesiştiği yer; büküç
- "Türk kadınları alacalı bir ipek kumaş gibi köşeye birikmişlerdi." - Ömer Seyfettin
- Bölüm, yer veya yan:
- Gazetelerin tüketici köşelerini hazırlayan dostlarımızın pek ağır bir yük üstlendiklerini bilmeyen bir insan da değilim zaten.— Sosyolok Ecevit, 1997, “Biz Toplum Olarak, Sabahları Sıcak Çorba Bulundurma Geleneğinin Eriyip Gitmesine Seyirci mi Kalacağız?”, Öküz, 32. sayı, s. 37
- (yerler, mecaz) Kuytu, tenha veya ücra yer
- (mecaz) Kimsenin kolay kolay uğramadığı yer:
- "İlk adımda otel, han, kahve köşeleri bulmak ihtiyacı baş gösterecek." - Refik Halit Karay
- (spor) Futbol, hentbol ve su topunda kale çizgilerinin kesişme noktalarından her biri; korner.
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]ağzı dört köşe olmak, köşesine çekilmek, köşe vuruşu, köşeyi dönmek
Türetilmiş kavramlar
[düzenle]köşe atışı, köşebaşı, köşe bayrağı, köşebent, köşe bucak, köşe çizgisi, köşe demiri, köşe direği, köşe dolabı, köşe dönmeci, köşe dönücü, köşe gönderi, köşe kadısı, köşe kapmaca, köşe koltuğu, köşe minderi, köşe penceresi, köşe rafı, köşe takımı, köşe taşı, köşe vuruşu, köşe yastığı, köşe yayı, köşe yazarı, köşe yazısı, başköşe, dörtköşe, dört köşe, kenarda köşede, kıyıda köşede, konuk köşesi, müzik köşesi, kenarından köşesinden