karanlık
Görünüm
| Ayrıca bakınız: Karanlık |
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Ad
[düzenle]karanlık (belirtme hâli karanlığı, çoğulu karanlıklar)

(ön ad): Merdiven, karanlık bir yerden yukarıya çıkıyor. (1)
- (optik) Işık olmama durumu; zulmet.
- "Karanlıkta duyduğumuz çam kokularına artık yakınlaştığımız denizin rutubeti karışıyordu." - Hamdullah Suphi Tanrıöver
- Üzüntü, sıkıntı, perişanlık.
- "Demiştim ya, bütün memleketi bir yas karanlığı kaplamıştı." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Çekimleme
[düzenle]karanlık adının çekimi
Ön ad
[düzenle]karanlık (karşılaştırma daha karanlık, üstünlük en karanlık)
- Işıksız olan; muzlim.
- (suç) Yasalara, töreye uygun olmayan.
- "Bu karanlık işlerin hesabını sorarlar." - Memduh Şevket Esendal
- Gereğince anlaşılıp bilinemeyen, ne olacağı, sonu belli olmayan durum.
- "Fahri'nin gözlerinde karanlık bir ifade var, umutsuzluk, öfke karışımı bir şey." - Ahmet Ümit
- karışık.
Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]Türetilmiş kavramlar
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]ad
|
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "karanlık" maddesi