dead

Vikisözlük sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Disambig.svg Ayrıca bakınız: déad

İngilizce[düzenle]

Köken[düzenle]

Orta İngilizce ded, deed, o da Eski İngilizce dēad, o da Proto-Cermence ded.

Söyleniş[düzenle]

[düzenle]

dead (çoğulu dead)

  1. (tekil) Soğuğun, karanlığın ve durgunluğun en yoğun olduğu zaman.
    The dead of night. The dead of winter. — Gecenin ölüleri. Kışın ölüleri.
  2. (çoğul) Ölmüş olan kişiler.
    Have respect for the dead. — Ölülere saygı duy.

Belirteç[düzenle]

dead

  1. tam (doğru)
    He hit the target dead in the centre. — Hedefi tam ortasından vurdu.
  2. (argo) aşırı
    He’s dead stupid. — O aşırı salak/sarsalak.
  3. (argo) çok
    She’s dead sexy. — O çok seksi.

Eylem[düzenle]

dead (üçüncü tekil kişi geniş zaman deads, şimdiki zaman deading, geçmiş zaman ve yakın geçmiş zaman deaded)

  1. (gücünü almak) öldürmek
    Heaven's stern decree, / With many an ill, hath numbed and deaded me. — Cennet'in çetin emri, / Birçok hastalıkla beni uyuşturdu ve öldürdü.
  2. (argo) öldürmek
    This dude at the club was trying to kill us so I deaded him, and then I had to collect from Spice. — Kulüpteki bu herif bizi öldürmeye çalışıyordu, ben de onu öldürdüm ve sonra Spice'tan para almak zorunda kaldım.

Ön ad[düzenle]

dead (karşılaştırma more dead, üstünlük most dead)

  1. cansız
    the dead load on the floor; a dead lift. — yerdeki ölü yük; ölü asansör.
  2. donuk
    She stood with dead face and limp arms, unresponsive to my plea. — Ölü yüzü ve gevşek kollarıyla yalvarışıma cevap vermeden duruyordu.
  3. soğuk
    He is dead to me. — Bana soğuk davranı(yo)r.
  4. ölmüş
    When a man's verses cannot be understood, nor a man's good wit seconded with the forward child, understanding, it strikes a man more dead than a great reckoning in a little room. — ..
  5. ölü
    All of my grandparents are dead. — Bütün büyük ebeveynlerim ölü.

Zıt anlamlılar[düzenle]