İçeriğe atla

zehir

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Osmanlı Türkçesi زهر‎ (zehir), Farsça زهر‎ (zehr).

Söyleniş

[düzenle]
  • IPA(anahtar): /ze.ˈhiɾ/, /zeˈhiɾ/, [z̪e̞ˈhiɾ̞̊], [z̪e̞ˈçiɾ̞̊]
  • Heceleme: ze‧hir

zehir (belirtme hâli zehri, çoğulu zehirler)

Yılandan sağılan zehir (1)
  1. (zehirler) Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde panzehrin karşıtı; ağı, sem, zıkkım
    •  Evvela bir yumruk vurdu, sersemledim, sonra ağzıma bilmediğim bir zehir tıktı, işte bu zehirle bayıldım. — F. R. Atay
  2. (mecaz, duygular) Büyük üzüntü, acı, keder, sıkıntı.
    • Ölünceye kadar dost ve kardeş kalacağımızı birbirimize va'dederek ayrıldığımız zaman, içimin bütün zehri akmıştı.
      — 1966, Reşat Nuri GÜNTEKİN, Damga, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, s. 27

Çekimleme

[düzenle]

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

zehir hafiye, zehir zemberek, zehir zıkkım, zehretmek, zehrolmak, beyaz zehir, panzehir, kurbağazehri

Çeviriler

[düzenle]
zehir

Kaynakça

[düzenle]

Ek okumalar

[düzenle]

Kuzey Kürtçe

[düzenle]

zehir ?

  1. (zehirler) ağı, ağu, sem, zehir, zıkkım