yutmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Eylem
[düzenle]yutmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi yutar)
- (fizyoloji) ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
- tam ve doğru söylememek
- Bazı heceleri yutuyor.
- inanmak, aldanmak, kanmak
- Bize numara yapma, yutacak enayi değiliz. - S. M. Alus
- söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek
- iyice, eksiksiz olarak öğrenmek
- Bazen üçer yüz sayfalık iki kitabı birden, yirmi dört saat zarfında hatmedip yuttuğu olurdu. - Y. K. Karaosmanoğlu
- ışığın parlaklığının düşmesi, sesin gücünün azalması
- Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor. - M. Ş. Esendal
- dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak
- Ben bu ağır sözleri yutmam.
- haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak
- Sakarya'nın doğusunda Türk Ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara'yı yutmasına mâni olmaya çalışıyordu. - H. E. Adıvar
- oyunda bir şey kazanmak
- yutar gibi ortadan kaybetmek
- Evin neşesini yutmaya başlamamıştı daha.— Ayfer Tunç, 2014, Dünya Ağrısı, s. 18, Can Sanat Yayınları
Deyimler
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]Türk Dil Kurumuna göre "yutmak" maddesi
Çağatayca
[düzenle]Eylem
[düzenle]- sükyut etmek, yutmak
Kaynakça
[düzenle]- KÚNOS, Dr. Ignaz (1902). Şeyh Süleyman Efendi, Çağatayca-Osmanlıca Sözlük. Budapeşte: Section Orientale de la Société Ethnographique Hongroise.