İçeriğe atla

saf

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Köken 1

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]

saf (belirtme hâli safı, çoğulu saflar)

Askerlerin cephedeki safı. (1)
  1. sıra.
    • "Bütün garsonlar saf teşkil edip selama dururlardı." - Ercüment Ekrem Talu

Deyimler

[düzenle]

saf bağlamak, saf değiştirmek, saflara ayırmak, saf tutmak

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

saf dışı

Köken 2

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]

saf (belirtme hâli safı, çoğulu saflar)

Saf altın. (1)
  1. İçine başka şeyler karışmamış olan.
  2. (mecaz, kişilik, zekâ) Etrafında olup bitenleri anlayamayan, kurnazlığa aklı ermeyen, zekâ ve kavrayıştan yoksun olduğu için kolay kandırılabilen kimse.
    • eş anlamlıları: avanak, bön, safderun, safdil
    • "Yenge, açık sözlü, saf bir kadıncağızdır." - Reşat Nuri Güntekin
  3. (mecaz) İyi niyetli, art niyetsiz.
    • "Senin bu kadar çocukça saf olduğunu bilmezdim." - Peyami Safa

Çekimleme

[düzenle]

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

safderun, safdil, safkan, saf su

Çeviriler

[düzenle]
sıra

Kaynakça

[düzenle]
  • Kubbealtı Lugatı'nda "SAF :"
  • Nişanyan Sözlük'te: saf.


Azerice

[düzenle]

saf

  1. som