eğreti
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Yazılışlar
[düzenle]Belirteç
[düzenle]eğreti

(ön ad): Sandalyeyi eğreti olarak ağaca asmışlar (1)
- İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış bir biçimde
- Ayakları karada ama eğreti duruyorlar rıhtım taşları üzerinde. - Zeyyat Selimoğlu
- Üstünkörü, ciddiye almadan
- Her işi eğreti yapar oldun, her işi ucundan tutar oldun. - Samiha Ayverdi
Ön ad
[düzenle]eğreti (karşılaştırma daha eğreti, üstünlük en eğreti)
- Belirli bir süre sonra kaldırılacak olan; geçici, muvakkat
- O gün için oraya eğreti olarak getirilmişe benziyordu. - Attila İlhan
- İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış olan
- Konuk kadının durgunluğu evdeki tedirginliktendi, iğne üstünde oturuyormuşçasına eğretiydi duruşu. - Burhan Günel
- takma
- Eğreti diş. Eğreti bacak.
- belli belirsiz
- uyumsuz, yakışmamış
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "eğreti" maddesi