İçeriğe atla

boğmak

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]
  • Heceleme: boğ‧mak

boğmak (belirtme hâli boğmağı, çoğulu boğmaklar)

  1. boğum yeri.

Eylem

[düzenle]

boğmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi boğar)

Adamı, yerdeki adamı boğuyor. (1)
Adamı, şişeyi boğuyor. (2)
  1. (cinayet) Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek.
    • "Zavallıyı az kalsın gırtlağından yakalayıp boğacaktı." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  2. El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak.
  3. (otomotiv) Motorlu taşıtlarda fazla yakıt motoru çalışmaz duruma getirmek.
    • 2019:Batuhan AŞIKTOPRAK, 2019, Kurdun Postu, sayfa 63 , Varlık Yayınları
      "Numan ve it, Sargis'in başında nöbeti sürdürürken, motoru birkaç kez boğarak da olsa pikabı çalıştırdım."
  4. (renkler) Renklerin uygun düşmemesi.
    • Koyu yeşil renk odayı boğdu. Bu renk seni boğmuş.
  5. (mecaz) Silik bir duruma getirmek.
    • "Galiba bunları dinlememek, duymamak için konuşuyorum; seslerini boğmak, bastırmak için durmamacasına gevezelik ediyorum." - Refik Halit Karay
  6. (mecaz) Tamamıyla kaplamak.
    • "Ampulün kör ışığı, dükkânı alaca bir loşluğa boğmuştu." - Mahmut Yesari
  7. (mecaz) Peş peşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak.
    • "Güllü'nün boynuna sarılan Cemile, kadının hafif çilli, tombul yanaklarını öpücüklere boğdu." - Orhan Kemal
  8. (mecaz) Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak.
    • "Zaten durumun vahametini sezen müdürle hoca, işi gürültüye boğmak için Atatürk'e müfredat programına dair bir şeyler anlatmaya başladılar." - Haldun Taner
  9. (mecaz) Gelişmesine engel olmak.
  10. (mecaz) bunaltmak
    • "Daha sıcak basmamıştı; güneş henüz yakmıyor, hava daha boğmuyordu." - Refik Halit Karay

Çekimleme

[düzenle]

Deyimler

[düzenle]
bir kaşık suda boğmak

Çeviriler

[düzenle]

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]

Türk Dil Kurumuna göre "boğmak" maddesi

Türkmence

[düzenle]

Eylem

[düzenle]

boğmak

  1. boğmak
  2. bağlamak