boğmak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]- Heceleme: boğ‧mak
Ad
[düzenle]boğmak (belirtme hâli boğmağı, çoğulu boğmaklar)
- boğum yeri.
Eylem
[düzenle]boğmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi boğar)


- (cinayet) Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek.
- "Zavallıyı az kalsın gırtlağından yakalayıp boğacaktı." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
- El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak.
- (otomotiv) Motorlu taşıtlarda fazla yakıt motoru çalışmaz duruma getirmek.
- 2019:Batuhan AŞIKTOPRAK, 2019, Kurdun Postu, sayfa 63 , Varlık Yayınları
- "Numan ve it, Sargis'in başında nöbeti sürdürürken, motoru birkaç kez boğarak da olsa pikabı çalıştırdım."
- 2019:Batuhan AŞIKTOPRAK, 2019, Kurdun Postu, sayfa 63 , Varlık Yayınları
- (renkler) Renklerin uygun düşmemesi.
- Koyu yeşil renk odayı boğdu. Bu renk seni boğmuş.
- (mecaz) Silik bir duruma getirmek.
- "Galiba bunları dinlememek, duymamak için konuşuyorum; seslerini boğmak, bastırmak için durmamacasına gevezelik ediyorum." - Refik Halit Karay
- (mecaz) Tamamıyla kaplamak.
- "Ampulün kör ışığı, dükkânı alaca bir loşluğa boğmuştu." - Mahmut Yesari
- (mecaz) Peş peşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak.
- "Güllü'nün boynuna sarılan Cemile, kadının hafif çilli, tombul yanaklarını öpücüklere boğdu." - Orhan Kemal
- (mecaz) Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak.
- "Zaten durumun vahametini sezen müdürle hoca, işi gürültüye boğmak için Atatürk'e müfredat programına dair bir şeyler anlatmaya başladılar." - Haldun Taner
- (mecaz) Gelişmesine engel olmak.
- (mecaz) bunaltmak
- "Daha sıcak basmamıştı; güneş henüz yakmıyor, hava daha boğmuyordu." - Refik Halit Karay
Çekimleme
[düzenle]boğmak eyleminin çekimi
Deyimler
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]ad
|
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]Türk Dil Kurumuna göre "boğmak" maddesi
Türkmence
[düzenle]Eylem
[düzenle]boğmak
- boğmak
- bağlamak