İçeriğe atla

parlamak

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]
  • Heceleme: par‧la‧mak

Eylem

[düzenle]

parlamak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi parlar)

Güneş, parlıyor. (1)
Bilgisayarın ekranı parlıyor (2)
  1. parıldamak
    • O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak. O benimdir, o benim milletimindir ancak. - M. A. Ersoy
  2. (optik) Bir ışık kaynağından gelen ışınları yansıtmak; delepmek.
    • Ayna parlıyor.
  3. Tutuşup alev çıkarmak
    • Pof diye gaz parladı ve zaten seyrek olan kirpiklerimi ütüledi. - B. Felek
  4. (mecaz) Mevkisi yükselmek
    • Nüfuzlu akrabasından yardım ve kendi mizaçgirliği sayesinde bir iki senede parlamış, büyük bir hariciye memuru olmuş. - R. N. Güntekin
  5. Ün, san kazanmak, herkesçe tanınmak, meşhur olmak
    • Örneğin 19. yüzyıl sonlarında parlayan Beyoğlu'nun Batı tarzı eğlence hayatı edebiyatımızda ahlâk açısından eleştirilmiştir.
      — Berna MORAN, 1978-1979, “Bir Huzursuzluğun Romanı: Huzur”, Birikim, 46-47. sayı, s. 118
  6. (mecaz, duygular) birdenbire öfkelenmek
  7. (mecaz) Ortaya çıkmak
    • Feride'nin yüzünde bir çocuk sevinci parladı. - R. N. Güntekin

=Deyimler

[düzenle]

yıldızı parlamak

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]

Türkmence

[düzenle]

Eylem

[düzenle]

parlamak

  1. parlamak

Kaynakça

[düzenle]
  • Atacanov, Ata (1922). Türkmendolu Yir Sözlüğü.