parlamak
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]- Heceleme: par‧la‧mak
Eylem
[düzenle]parlamak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi parlar)

- parıldamak
- O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak. O benimdir, o benim milletimindir ancak. - M. A. Ersoy
- (optik) Bir ışık kaynağından gelen ışınları yansıtmak; delepmek.
- Ayna parlıyor.
- Tutuşup alev çıkarmak
- Pof diye gaz parladı ve zaten seyrek olan kirpiklerimi ütüledi. - B. Felek
- (mecaz) Mevkisi yükselmek
- Nüfuzlu akrabasından yardım ve kendi mizaçgirliği sayesinde bir iki senede parlamış, büyük bir hariciye memuru olmuş. - R. N. Güntekin
- Ün, san kazanmak, herkesçe tanınmak, meşhur olmak
- Örneğin 19. yüzyıl sonlarında parlayan Beyoğlu'nun Batı tarzı eğlence hayatı edebiyatımızda ahlâk açısından eleştirilmiştir.— Berna MORAN, 1978-1979, “Bir Huzursuzluğun Romanı: Huzur”, Birikim, 46-47. sayı, s. 118
- (mecaz, duygular) birdenbire öfkelenmek
- (mecaz) Ortaya çıkmak
- Feride'nin yüzünde bir çocuk sevinci parladı. - R. N. Güntekin
=Deyimler
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]çeviriler
|
Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "parlamak" maddesi
Türkmence
[düzenle]Eylem
[düzenle]parlamak
- parlamak
Kaynakça
[düzenle]- Atacanov, Ata (1922). Türkmendolu Yir Sözlüğü.