olay
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]Ad
[düzenle]olay (belirtme hâli olayı, çoğulu olaylar),


- Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş; hadise, vaka
O olaydan sonra bir daha yalnız kalmamıştık onunla. — N. Cumalı
- Dikkati üstüne çeken, önemli sonuçları olan iş.
- Aynı görüşmede bulunan Hüsamettin Dinç'in anlattıkları ise ayrı bir alem: 1944'teki İlerici Gençler Birliği, 1947'deki ve 1951'deki TKP, Yüksek Tahsil Gençlik Derneği ve Çiçek Palas olayı soruşturmaları, birbirine karıştırılarak anlatılıyor.— 2026, Tahir ABACI, “Edebiyatçılar ve Ajanlar”, Sözcükler, 120. sayı, s. 61
- (edebiyat) Hikâye, roman, tiyatro, masal gibi edebî türlerde konuyu geliştiren olguların tümü.
- Birinci bölümde olay denecek bir şey yok gibi. Babası ve anası öldükten sonra Mümtaz'ı yanına alarak büyüten İhsan (amcasının oğlu) zatürriyeden ağır hastadır. Evin içi kedere ve korkuya boğulmuştur. Mümtaz sabahleyin bir hastabakıcı bulmak için evden çıkar, birkaç adrese uğrar, döner, öğleden sonra da bir dükkânın kirasını almak için Eminönü tarafına gider.— 1978-1979, Berna MORAN, “Bir Huzursuzluğun Romanı: Huzur”, Birikim, 46-47. sayı, s. 113
- (bilişim) bir eylemin gerçekleştiğini, bildiren yazılım iletisi
Çekimleme
[düzenle]Deyimler
[düzenle]olay çıkarmak, olayın üstüne gitmek, olay yapmak, olay yaratmak
Sözcük birliktelikleri
[düzenle]olay bilimi, gölge olay, polisiye olay, sosyal olay, devinme olayı, şiddet olayı
Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]
Kırım Tatarcası
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]- Heceleme: o‧lay
Belirteç
[düzenle]olay