bulaşık
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Ad
[düzenle]bulaşık (belirtme hâli bulaşığı, çoğulu bulaşıklar)

- (yemek içmek) Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak.
- Gemide bulaşık yıkamak kolay iş değildi. - A. Erhat
- Yaşanmış bir şeyden geriye kalan belirti etki.
- dudaklarında giderilmez bir korku bulaşığı/acımış bir iç sıkıntısı dilinin ucunda kalan— Attilâ İlhan, 1960, Ben Sana Mecburum, s. 73, Ataç Kitabevi
- Bulaşıcı bir hastalıktan etkilenmiş, kontamine olmuş
- Temiz ya da hastalıklı liman, gemi, yük ve yolcu taşıma kuralları hangi gemiye bulaşık anlamına gelen sarı bayrak çekileceği, tecrit günlerinin sayısı ve karantina vergileriyle gelirleri sürekli değişiyordu.— Orhan PAMUK, 2021, Veba Geceleri, s. 93, Yapı Kredi Yayınları
Ön ad
[düzenle]bulaşık (karşılaştırma daha bulaşık, üstünlük en bulaşık)
- kirli
- Elinde bağlaması bahçede oturuyor. Arklarda yosun bulaşığı, tembel bir su.— Özgür ÇIRAK, 2024, Biz de Yarın Güleriz, s. 10, İletişim Yayınları
- Her şeyin birbirine karıştığı (yer, olay vb.).
- Bu karmakarışık ve bulaşık âlemi kendi hâline bırakırdı. - A. Ş. Hisar
- (mecaz) yapışkan
- Böyle bir sivri akıllı, bulaşık biri çıkar ortaya, dirliği düzeni berbat eder. - K. Korcan
Deyimler
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]Gagavuzca
[düzenle]Ad
[düzenle]bulaşık
- bulaşık