İçeriğe atla

kalıntı

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

kalıntı (belirtme hâli kalıntıyı, çoğulu kalıntılar)

Beyaz kısa kolluya dökülmüş sıvının kalıntısı (1)
Fotoğrafta Efes Antik Kenti'nin kalıntısı uzanıyor. (2) Efesli Herakleitos'un felsefesinin kalıntısı da günümüz felsefesinin çalışma alanlarından birisi oldu. (4)
  1. artıp kalan şey; bakiye
  2. eski çağlardan kalmış şehir veya yapı; ören, harabe
    • Efes, Bergama'nın kalıntıları, ulaştıkları uygarlığı serer gözler önüne. - N. Cumalı
  3. İz, işaret
  4. bir toplum, kültür, uygarlık vb.nden artakalan şey
    • 'Bu babacan, filozof ve hazırcevap insanlar kuşağı, tükenen bir görgü devrinin son kalıntıları gibidir. - H. Taner
  5. (kimya) metallerin erimesi sırasında, dışık gibi çıkmayıp katılaşarak yapıda kalan sülfür, nitrür vb. özdek

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]

Türk Dil Kurumuna göre "kalıntı" maddesi