taze

Vikisözlük sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Disambig.svg Ayrıca bakınız: täze

Türkçe[düzenle]

Köken[düzenle]

Farsça

[düzenle]

taze (belirtme hâli tazeyi, çoğulu tazeler) -si

  1. (mecaz) genç kadın
    Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor. -Ö. Seyfettin

Çeviriler[düzenle]

Ön ad[düzenle]

taze (karşılaştırma daha taze, üstünlük en taze) taze

  1. bozulmamış, bayatlamamış olan
    Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum. - Yusuf Ziya Ortaç
  2. dinç, yıpranmamış, yorulmamış
    Yüzü taze, taravetli ve güzeldi. - Memduh Şevket Esendal
  3. kuru olmayan, körpe, kuru karşıtı
    Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu. - Memduh Şevket Esendal
  4. (mecaz) yeni, zamanı geçmemiş
    Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü. - Halikarnas Balıkçısı

Çeviriler[düzenle]

Kaynakça[düzenle]

  • Türk Dil Kurumu: "taze"

Atasözleri[düzenle]