keskin
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Ön ad
[düzenle]keskin (karşılaştırma daha keskin, üstünlük en keskin) keskin

- Çok kesici, iyi kesen.
- "Sonunda keskin bir taşı testere gibi kullanarak ipi incelte incelte kopardı." - Hüseyin Rahmi Gürpınar
- (mecaz) Tiz olan.
- "Bir kadın sesiydi bu. İnce ve keskin, dikkati hemen kapan ve bırakmayan bir ses." - Peyami Safa
- Kırıcı, incitici olan.
- "En yakın dostlarının bile kusurlarını keskin bir dille yüzlerine vururmuş." - Haldun Taner
- Etkili, sert olan.
- 1997:Orhan PAMUK, 1997 Hafta Sonları Ben, Öküz, 34s. 7
- "Çok alay ederdik böyle şeylere inananlara. Ama şimdi o zamanki keskin inançlarımızın da para etmediğini gördük."
- 1997:Orhan PAMUK, 1997 Hafta Sonları Ben, Öküz, 34s. 7
- (mecaz) kıvrak.
- "Bu çeneyle atbaşı giden keskin bir zekâsı var." - Cahit Sıtkı Tarancı
- (mecaz) hassas.
- (mecaz) Dikkatli olan.
- (argo) zampara.
- İşini iyi yapan.
- "Gözcüm tepenin üstüne varınca, karşımızdaki sırttan bir keskin nişancı ateşi ile vuruldu." - Turhan Seçer
Ön ad
[düzenle]keskin
- Yoğun bir biçimde.
Atasözleri
[düzenle]Türetilmiş Kavramlar
[düzenle]keskin bakış, keskin nişancı, keskin zekâ, gözü keskin, nefesi keskin
Çeviriler
[düzenle]çeviriler
|
Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "keskin" maddesi